fhhghgd

Abbas Turan 03 Aralık 1993 Diyarbakır 1975 yılında Diyarbakır’ın Ergani İlçesi’nde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Ergani’de okudu. Bu sırada, Kur’an eğitimini de tamamladı. 1989 yılında Diyarbakır’a gelerek, Burhanettin Yıldız Endüstri Meslek Lisesi’nin Elektronik ve Bilgisayar bölümüne başladı. İslami mücadele saflarına, lise yıllarında katıldı. 1992 yılında, Dicla Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü’nü kazarak, yükseköğrenime başladı. Mütevazi ve muttaki olmakla tanınıyor, kendisine gıbta ile bakılıyordu. O’nunla teşriki mesai yapanlar, konuştuğuna çok az şahid olurlardı. Konuşmaktansa, düşünmeyi tercih ediyordu. 1993 ortalarında, cami çıkışında yiğitliğini sindiremeyen zalimlerin satırlı saldırısına uğradı. Bu saldırıyı, hafif bir yarayla atlattı. Bundan sonra, zalimler tarafından, sürekli rahatsız ediliyordu. Takip, tehdit ve tahkirlere uğrayan Şehid Abbas; tüm bunlara karşılık, ağırbaşlılığını muhafaza ediyor ve İslami mücadelesinden, hiçbir taviz vermiyordu. 03.12.1993 Cuma günü saat 14.00 sularında, Ergani’deki evinden çıkarken; zalimlerin kalleşçe silahlı saldırısı sonucu şehadete kavuştu. O’nun en büyük arzusu buydu. İslami şuur sahibi olduktan sonra, namazlarını huşû içinde kılmaya azami dikkat gösteren Şehid Abbas; sanki şehadete hazırlanırcasına, üç aylarda nafile orucu tutuyor; İslam’ın takva boyutuna sıkı sıkı sarılıyordu. ‘Yiğitlik, cesaret ve fedakârlık’açısından da, örnek bir kişiliği vardı. Şehadete ‘koşan’ uzun soluklu bir koşucuydu. Miras olarak, sadece ve sadece davasını bıraktı. Zalimlere karşı, nasıl direnileceğini bıraktı. O’nu şehid edenler bilsinler ki, O’nun yolu tüm mazlum Müslümanlar tarafından, sürdürülecek ve şerefle taşıdığı aziz İslam sancağını, kanlarının son damlasına kadar, yere düşürmeyeceklerdir. Zalimler, zulümlerini sürdükleri müddetçe, mazlumlarla zalimler arasında akan ‘Kan Nehri’ coşacak ve zalimler, bu kanda boğuluncaya dek, mücadele devam edecektir!. Kaynak: Hira Dergisi Sayı: 10 / Ocak 1994 Sayfa: 13 Hira Dergisi Sayı: 10 Kapağı

Abbas turan

Abdülkadir Kutluay 22 Kasım 2003 Doğum tarihi: 01.01.1974 Memleketi: Yalova Çocuk yaşlarından itibaren sakin bir kişiliğe sahip olan Abdulkadir Kutluay, ailesi ve akrabaları tarafından sevilen bir şahsiyetti. Genç yaşta çalışmaya başlayan şehidimiz, İslam coğrafyasında gelişen olaylar sonucunda, bir şeyler yapılması gerektiğini idrak etmişti. Bir gece gördüğü bir rüya sonucunda, zalimlere karşı mücadele saflarında yer alması gerektiğine, iyice kanaat getirdi. Rus işgali altında inleyen Çeçen kardeşlerinin feryatlarına, daha fazla kayıtsız kalamayan Şehid Abdulkadir, 1995 yılı bahar aylarında Çeçenistan Cihadı'na katılmak için yola koyuldu. Uzun süren bir yolculuk ve çetin meşakkatler sonucunda, Çeçenistan'a ulaştı. Daha sonra Komutan Hattab’ın emri ile, Çeçenistan’dan bütün yabancı mücahidlerle birlikte, çıkmak zorunda kaldı. Bir süre sonra tekrar Çeçenistan’a döndü. Birinci Çeçen Cihadının sonuna kadar, orada kalan Şehid Abdulkadir, savaşın bitmesi ile tekrar ailesinin yanına döndü. Bir süre ailesinin yanında kaldı. Bu süre zarfında, tebliğ çalışmalarına ağırlık verdi ve Türkiye'deki İslami Mücadelenin aktif şahsiyetlerinden biri oldu. Daha sonra Afganistan'a gitmeye karar verdi. Yaklaşık 8 ay Afganistan’da kalan Abdulkadir, Rusların tekrar Çeçenistan'ı İşgal etmesi ve 2.Çeçen Cihadının başlaması ile, Afganistan’dan ayrılıp Çeçenista’ a gitmek üzere hazırlıklara başladı. Çeçenistan'a gitmek için yola çıkan Abdulkadir ve arkadaşları, yaklaşık 8 ay, sınır bölgelerde beklemek zorunda kaldılar. Çeçenistan'a girmek için, aç susuz günlerce dağlarda dolaştılar. Zaman zaman İşgalci Rus askerleri ile çatışmaya girdiler. Abdulkadir ve arkadaşları çatışmalarda birçok şehid verdiler. Ancak yola çıktıktan 55 gün sonra, Çeçenistan'a ulaştılar. Şehidimiz yakın çevresine zaman zaman bu yolculuk esnasında, hayatta kalmak için yaprak yedikleri bilgisini aktarmıştı. Yaşanan bu olaylar, mücahid kardeşlerimizin ne zorluklarla mücadelelerine devam ettiklerini gösteren, açık birer belge olarak zihinlerimizde yer etmektedir. Çeçenistan’da mücadeleye devam eden Şehid Abdulkadir'den ailesi yaklaşık bir buçuk sene, hiç bir haber alamadı. Bir buçuk sene sonra görüştükleri sırada, Ruslar yerlerini tespit ederek, bu bölgeyi bombalamaya başladı. Bu bombalamadan yara almadan kurtulan, olayın ardından Abdulkadir uzun süre ailesi ile görüşemedi. Çeçenistan’da katıldığı operasyonlarda, üstün başarılar gösteren Şehid Abdulkadir bulunduğu bölgelere, hep kardeşlerinden önce giderdi. Her hangi bir operasyon sonucunda, mücahid kardeşlerinden yaralanan olduğunda, onu yalnız bırakmaz ve son yaralıyı o bölgeden çıkarmadan, kendisi olay mahallini terk etmezdi. Bu özelliğinden ötürü Mücahidler arasında, ismi "Yaralıların Babası " olarak anılıyordu. Şehid olduğu gün, içinde bulundukları sığınağın kapısında duruyordu. İşgalci Rusların ateş açması sonucunda, karnından yaralandı. Ruslar tarafından yaralanan, ilk mücahid olmuştu. Bir süre durgunlaşan Şehid Abdulkadir, kendisini toparlayıp çatışmaya devam etti. Çatışmanın sonuna kadar, çatışmaya devam eden Abdulkadir, son olarak bulunduğu yerden çıkmak için, hamle yaptığı sırada Rusların mermilerine hedef olarak Rabbine iltica etti. Rabbimiz Kardeşimizin Şehadetini kabul buyursun ve cennet nimetleri ile mükâfatlandırsın.

Abdülkadir Kutluay

Komutan Abdullah 2 Mayıs 2011 Komutan Abdullah Şehid Oldu!... Yıllarını, Çeçenistan özgürlük mücadelesi uğruna, dağlarda geçiren Türkiyeli Mücahid Abdullah Çeçenistan’da şehid düştü. 1995 yılında Çeçenistan cihadına katılan ve o günden bu güne, Türkiye’ye dönmeyip hayatını Çeçen kardeşlerinin özgürlük mücadelesine adayan, Türkiyeli Müslümanların medarı iftiharı, Komutan Abdullah, Çeçenistan’ın dağlık Vedono bölgesinde, Rus işgalcilerle girdiği çatışmada şehid oldu. 16 yıldır cihad meydanlarında, her türlü zorluğa göğüs geren Komutan Abdullah, birçok arkadaşının şehadetine şahidlik etti. Çeçenistan’da birçok önemli operasyona imza atan Abdullah, Çeçen mücahidler arasında, en tecrübeli ve en sevilen komutanlardandı. Şamil Basayev, Hattab, Arslan Mashadov, Ebu Velid, Bilal Ebu Müslim gibi komutanların, en yakınındaki kişi olan Abdullah samimi, cefakar, gayretli ve duygusal bir mücahiddi. Türkiyeli Müslümanlarla hiçbir zaman irtibatını kesmeyen Abdullah, Çeçen cihadının maddi manevi yol kat etmesine büyük katkılar yaptı. Gönderdiği mesajlarda, Çeçen kardeşlerine dua ve yardım isteyen Komutan Abdullah, her zaman cephede ön saflarda yer aldı. Bir çok kez yaralanmasına rağmen, cihadı terk etmedi. Hastalıklar, zorluklar hiçbir zaman O’nu yıldırmadı. O hep nasıl mücahidlere yardımcı olurum, diye düşünerek gayret sar fetti. 16 sene sürdürdüğü özgürlük mücadelesini, 2 Mayıs 2011 günü güzel bir finalle noktaladı. Birçok kardeşini şehid veren ve Kafkas dağlarında, tek başına yabancı mücahidleri temsili sürdüren Abdullah, Mühenned’in ardından, çok arzuladığı şehadete kavuştu . Şehadeti Tüm İslam alemine ve Türkiye’li Müslümanlara mübarek olsun…

Komutan Abdullah

Komutan Abdullah 2 Mayıs 2011 Komutan Abdullah Şehid Oldu!... Yıllarını, Çeçenistan özgürlük mücadelesi uğruna, dağlarda geçiren Türkiyeli Mücahid Abdullah Çeçenistan’da şehid düştü. 1995 yılında Çeçenistan cihadına katılan ve o günden bu güne, Türkiye’ye dönmeyip hayatını Çeçen kardeşlerinin özgürlük mücadelesine adayan, Türkiyeli Müslümanların medarı iftiharı, Komutan Abdullah, Çeçenistan’ın dağlık Vedono bölgesinde, Rus işgalcilerle girdiği çatışmada şehid oldu. 16 yıldır cihad meydanlarında, her türlü zorluğa göğüs geren Komutan Abdullah, birçok arkadaşının şehadetine şahidlik etti. Çeçenistan’da birçok önemli operasyona imza atan Abdullah, Çeçen mücahidler arasında, en tecrübeli ve en sevilen komutanlardandı. Şamil Basayev, Hattab, Arslan Mashadov, Ebu Velid, Bilal Ebu Müslim gibi komutanların, en yakınındaki kişi olan Abdullah samimi, cefakar, gayretli ve duygusal bir mücahiddi. Türkiyeli Müslümanlarla hiçbir zaman irtibatını kesmeyen Abdullah, Çeçen cihadının maddi manevi yol kat etmesine büyük katkılar yaptı. Gönderdiği mesajlarda, Çeçen kardeşlerine dua ve yardım isteyen Komutan Abdullah, her zaman cephede ön saflarda yer aldı. Bir çok kez yaralanmasına rağmen, cihadı terk etmedi. Hastalıklar, zorluklar hiçbir zaman O’nu yıldırmadı. O hep nasıl mücahidlere yardımcı olurum, diye düşünerek gayret sar fetti. 16 sene sürdürdüğü özgürlük mücadelesini, 2 Mayıs 2011 günü güzel bir finalle noktaladı. Birçok kardeşini şehid veren ve Kafkas dağlarında, tek başına yabancı mücahidleri temsili sürdüren Abdullah, Mühenned’in ardından, çok arzuladığı şehadete kavuştu . Şehadeti Tüm İslam alemine ve Türkiye’li Müslümanlara mübarek olsun…

Komutan Abdullah

Abdullah Altıntepe Mayıs 1977 Konya Doğum: 1954 -Şehadet: 1977 Konya Allah'ın Kelamı yeryüzüne hâkim olsun, İslam sancağı yere düşmesin diye canlarını feda edenleri Unutmadık ve Unutmayacağız… Hayatlarını İmanlarına Şahid kılarak, tarihe damgasını vuran isimsiz kahramanlardan birisi de şehid Abdullah Altıntepe’dir. 1977 yılı Mayıs ayı Konya'nın Beyşehir İlçesine bağlı Yenidoğan Kasabasında, Bir İslam Mücahidi Akıncı Daha Şehid oldu ve Zafere Bir Adım Daha attık. 1977 yılı Mayıs ayı, zalimlerin korkusu Hak Dava'nın tarafında olan Şehid Abdullah Altıntepe, hunharca bir saldırı sonucu, karnından bıçaklanarak şehadet şerbetini içmiştir ... Milli Selamet Partisinin kasabadaki ileri gelen kişilerinden olan Mücahid, Akıncı Abdullah Altıntepe 24 yaşında ve evliydi... İman Ordusunun Bir Neferi Olan Şehid Abdullah Altıntepe, İslam Davası Uğrunda Mücadele etti ve sonunda şehadet mertebesine ulaştı. Davamızın önüne geçilemeyecek, mücadelemiz sürecek… Zalimler istemese de ALLAH (C.C) NURUNU TAMAMLAYACAKTIR. MSP GENEL BAŞKANI PRF.DR.NECMEDDİN ERBAKAN VE TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ ŞEHİD ABDULLAH ALTINTEPENİN AİLESİNE YENİDOĞAN'DA TAZİYE ZİYARETİNDE BULUNMUŞLARDIR… Kaynak: Ergin Bulut / Kars / 2 Nisan 2012 tarihinde gönderdi. Ergin Bulut’a teşekkürler. MSP – AP Çatışmasında Bir MSP’li Öldürüldü Konya’nın Beyşehir İlçesine bağlı Yenidoğan Kasabası’nda MSP’liler ile AP’liler arasında çıkan kavga, cinayetle sonuçlanmış ve bir MSP’li karnından bıçaklanarak öldürülmüştür. MSP’li Belediye Başkanı Mehmet Altıntepe, Genelbaşkan Necmettin Erbakan’ın çeşitli yurt gezilerini kapsayan bir filmi üst üste dört gece, köy meydanında halka göstermiştir. AP’liler buna itirazda bulunmuşlar ve filmin artık gösterilmemesini istemişlerdir. Bu yüzden çıkan kavgada AP taraftarı Mustafa Tatlıpınar (48) MSP’li Belediye Başkanı Mehmet Altıntepe’nin yakın akrabası ve MSP’nin kasabadaki ileri gelen kişilerinden Abdullah Altıntepe’yi (23) karnından bıçaklayarak öldürmüştür. AP’li Mustafa Tatlıpınar mahkemede ilk sorgusundan sonra tutuklanmıştır. Olay nedeniyle kasabada hava giderek gerginleştiğinden, güvenlik tedbirleri yoğunlaştırılmıştır.

Abdullah Altıntepe

Abdullah Gülbahar 2 Ocak 1978 Ankara Ankara Akıncılar Derneği Başkanı Veli Köksal, bir bildiri yayınlayarak Ankara’daşehid edilen Abdullah Gülbahar’ın katillerini kınamıştır. Milletimizin kendi öz fikriyatını yok edemiyen beynelmilel güçlerin, artık kan ve ateşle yok etmeye, boğmaya çalıştıklarını kaydeden Köksal “Aslında kaba kuvvetten fayda umanlar, zihniyetlerinin çürüklüğünü ortaya koymaktadırlar” demiştir. Bildiride daha sonra şu bilgilere yer verilmiştir.: “Kan dökmekten medet uman bozuk düzenin çarpık zihniyetli uşakları... İç ve dış güçlerin arzuları istikametinde, Akıncılara yönelttiğiniz vahşi ve kanlı elleriniz, bir gün hakkın karşısında muhakkak mağlup düşecek ve kırılacaktır. Akıncı, beynelmilel ajanların milletimizi bölmek ve parçalamak için hazırladıkları ve alçakça yürürlüğe koydukları, planlı emellerine alet edilemeyecektir. Gerçek bir müslüman şuuruyla hareket eden Akıncılar, hadiselere karşı tavırları; ne düzenin uşaklarının istediği, ne de topyekün gayrı milli güçlerin arzusu istikametinde olmayacaktır. Şunu bilsinler ki, zulüm ve kaba kuvvet ile, fikrimizi imha etmek mümkün değildir. Bu hal, fikriyatımız etrafındaki cemaatimizi şuurlandırmaktan başka bir netice vermez, zira gücümüzü haktan va Anadolu’nun öz değerlerinden almaktayız. Son günlerde Akıncılara karşı yoğunlaşan saldırıları şiddet ve nefretle protesto ediyoruz. Bu sabah Ankara’da kaldırıldığı hastahanede şehid olan Abdullah Gülbahar, aynı hain eller tarafından işlenen bir cinayetin kurbanıdır. Müslüman milletimizin amansız düşmanı olan, kapitalist ve komünist zihniyetin emellerine alet olan kardeşim, artık uyan ve bu güçlerin piyonu olmaktan kurtul.” Abdullah Gülbahar'ın Kabri

Abdullah Gülbahar

Abdullatif Çetin Çeçenistan KADİR GECESİ Kuşları yetim bırakan yiğide... Kalemim hüzün döküyor yine Solgun sayfalara Belki bir annenin hüznü Yavrusunun ardından Belki de şehadetsiz kalan yığınların... Umutlarıma doğan güneş İçimi ısıtmaya bile yetmiyor Gidişinle yeniden yaralanıyor sevdam Hayaller artık puslu görünüyor... Ve unutamıyorum ey ŞEHİD! Dağlara olan sevdanı Yaralı yüreğini Gözlerindeki şehadet özlemini Daralan dünyaya sığmayan, Alışamayan garip bir yolcuydun sen... Bir zamanların sevdalılarını Baharı unutmuş Sevdasını satmış görmek Kahrediyor seni... Gidişini biliyorum ey ŞEHİD! Melekleri kıskandıran bir mutlulukla Anneni geride gözü yaşlı Babanı mahzun bırakarak Gittiğini biliyorum… Yolun şehadeteydi senin Zaten hep öyle olurdu Sizi iyiler giderdiniz Ahde vefalılar Şehadet türküleri söyleyerek Biz ise şehadeti bekleyenlerden Olduğumuzdan bile şüpheli Kalırdık bu basit ve yavan şehirlerde Yada bize sadece ağıt yakmak kalırdı Gözyaşı düşerdi payımıza…. Biliyordum, sensiz geçecekti bu bahar Çünkü dağlarda kuşlarla ağlıyordun sen Şehadetsiz batan günlere ağlıyordun… Kurşunlar namlusundan fırlarken gürültüyle Canhıraş bir feryada tuttu Gökyüzünü kuşların Kaçışmışlardı her biri ta uzaklara… Sevda artmıştı yüreğinde Sızan kanla beraber Gözleri kapanırken yavaşça Şehadetin tadı Kanının misk kokusu vardı gönlünde Cennet ise çoktan görünmüştü Hasretini çeken gözlere… Sonra, Uzaklardaki anası düştü hayallerine Kavuşacakları anı düşledi “Vuslat cennete” deyip Son bakışı da kapadı dünyaya Ta uzaklarda ise Bir bıçak saplandı ananın yüreğine Düşüncelerini kaplayan, Anlatamadığı bir his Kan damladı her hücresinden Sessiz feryatlara boğuldu ilk defa Şehadet müjdesi Seccadeyle buluşturdu alnını Gözyaşı eksik olmadı bundan sonra Özlem yüklü gözlerden… Gökyüzüyle beraber ağladık biz de Cihadın beşiği dağlar paylaştı hüznümüzü Senide ekledik yürek albümümüze Şehadet sıfatıyla andık ölümünü Annenin etrafı hep Abdullatif’lerle doldu Yavrumun hasreti var bu gözlerde Sevdası var bu yüreklerde diye Sana baktığı gibi baktı Gözlerimizin derinliklerine… Ama değişecekti Abdullatif’ler Her yeni gün… Anaları cennet kapısında karşılamak için “Çığlığımız sarsmalı arzı, Şehadet müjdemizle doğmalı güneş” Diyerek gideceklerdi bir bir Senin gibi korkusuz ve mutlu Ansızın belki de Ve kanlarıyla ağartacaklardı seherleri Aydınlatacaklardı solgun yüzleri… “2002 yılında Çeçenistan’da şehid olan, Suraka mahlaslı Şehid Abdullatif’e ithaf olunur…” Kaynak: Vuslat Sevdası

Abdullatif Çetin

ABDÜLVAHHAB İNAN Kasım 1999 Grozni 26 yaşındaki Malatyalı Abdülvahhab İnan'ın mahlası da, Seyfullah'tı. Alevî bir aileye mensub olarak doğdu. Allah O'nu, önce üniversiteden, sonra da cepheden arkadaşı Salih Turan (Halil İbrahim) vasıtasıyla, sırat-ı mustakîme erdirdi. Sessiz, alçakgönüllü, yardımsever ve verilen vazifeyi hemen yapan, bir kişiliğe sahipti. Çeçenistan'a cihada katılıp, daha sonra da yerleşmek için gelmişti. Grozni'de nöbet esnasında, yakınına düşen bir havan topundan aldığı yaralar sonucu, şehid oldu. Allah şehadetini kabul etsin Seyfullah kardeş. Ve seni, kendi isimlendirdiğin gibi, Seyfullahlar arasına dahil etsin. (Amin)

Abdülvahhab inan

Abdurrahman Battal 8 Haziran 1993 İstanbul Abdurrahman Battal, 1965 yılında Bayburt’a bağlı Oruçbeyli Köyü’nde doğdu.İlköğrenimini tamamladıktan sonra, ailesiyle İstanbul’a, Sanayi Mahallesi’ne göçetti. Ailesine maddi bakımdan katkı sağlamak zorunda olduğundan, çalışmaya başladı. İyi bir fayans ve seramik ustası oldu. Kardeşi Recai’den etkilenerek, kendisini İslami Hareket’in içinde buldu. Bir taraftan da, ticari hayatını devam ettirmekteydi. Abdurrahman Battal, çok cesur, gözüpek, mert, dürüst, çalışkan, iyilik sever birisiydi. Ailesine ve müslüman kardeşlerine zarar veren kim olursa olsun, karşısına çıkmayı kendine görev sayardı. “Ben Allah yolunda öldürülmeyi, tekrar dirilip öldürülmeyi. Tekrar dirilip öldürülmeyi ve bu işin böyle devam etmesini isterdim.” Hadis-i Şerifini sık sık söylerdi. Bir gün mahallesinde bazı serseriler, başörtülü bacılara sarkıntılık ederler. Abdurrahman Battal olayı duyar duymaz, yanına kardeşlerini de alarak, olay mahalline gider ve sarkıntılık eden serserilere gereken dersi verir. Serseriler kendisinden özür dileyerek, bir daha böyle şeyler yapmayacaklarına dair söz verirler. Bir akşam gece yarısı, bir kardeşinin evine yapılan tecavüzden, telefonla haberdar olur. Gece saat 01.00 sırasında, yanında ağabeyi ve kardeşiyle birlikte yıldırım hızıyla, arabasına biner ve olayın meydana geldiği eve varır. Tecavüzcüler ve olay mahallinde onlara yardımcı oldukları gözlenen polislerin arasında, kavga ortamında bulur kendisini. Eve taciz edenleri bir çırpıda berteraf eder, fakat olay mahallinde bulunan polis arabasına sığınan tecavüzcüleri kovalarken, polisler tarafından açılan ateş neticesinde kurşunlanarak olay mahallinde şehid olur. Kardeşi Recai de ayağından yaralanarak gazi olur.

Abdurrahman Battal

Abdurrahman Kar 08 Mart 1994 Diyarbakır 1972 yılı baharında, bir Salı günü Adana’da, fakir bir fabrika işçisinin, 5 çocuğundan ikincisi olarak doğdu. Dindar ve dürüst bir ana-baba terbiyesi altında, sevgi ve fakirlik içinde büyüdü. Sevimli yüzü ve tatlı konuşması nedeniyle, çevresinin sevgisini kazanmıştı. 1978-79 öğretim yılında, kenar mahalle ilkokullarından birine, 6 yaşında kaydoldu. Bu arada Kur’an-ı Kerim eğitimi de almaya başladı. Okulun, başarılı öğrencilerinden biri olarak, mezun oldu. Kiremithane Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü’nü kazandı. 1988-89 öğretim yılında, bu okulun üçüncüsü olarak bitirdi. O yıl yapılan ÖSYM sınavında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanarak, okulu tarihinde ilk defa, Tıp Fakültesi’ni kazanan öğrenci oldu. Kışları okul, yazları Kur’an Kurslarına devam ederdi. Yüzlerce çocuğa, Kur’an-ı Kerim’i hem lafzen, hem de ruhen, öğretmeye gayret ederdi. 1989 yılında 17 yaşında DÜ Tıp Fakültesine başladı. Yoğun bir kitap okuma ve araştırma dönemi arasında; haftada iki gün oruçlarına devam ederdi. Pazartesi ve Perşembe günlerini tüm yıl boyunca oruçlu geçirdi. Kimi zaman ‘Zayıfsın, hastalanırsın’ diye uyaranlara; “Ben bedenimi, kurtlara, böceklere yem olsun diye beslemiyorum!” derdi. Güçlü Müslüman’ın zayıf Müslüman’dan hayırlı olduğunu söylendiğinde: “Rasülullah, bu hadisi aslında imanı ve iradesi güçlü Müslüman için söylemiştir.” derdi. Ve okulunu bütünleme yüzü görmeden, 5. Sınıfa kadar okudu. 3 Ay sonra, 6. Sınıfa geçecekti. 23 yaşında da doktor olacaktı. Ömrü boyunca, kalp kırmadı. Düşmanına bile, Allah için düşman olurdu. Allah’tan başka hiçbir gücün önünde eğilmedi. Cılız bedeni ve ince bilekleriyle, İslam’a sımsıkı sarılmıştı. Ramazan ayıydı. 8 Mart Salı günüydü. Sabah, Mesud arkadaşıyla (kendisiyle beraber şehid olan) kalktı, boy abdesti aldı. Sabah namazında, dakikalarca secdede kaldı. Okul dönüşü, hain zalimlerce, kalbine sıkılan kurşunlarla, doğduğu gün gibi; bir Salı günü, ölümü öldürdü. Şehadetini haykırıyoruz zalimlere!... Cenazesi, 10 Mart 1994 günü, kalabalık Müslüman bir halk kitlesi tarafından, tekbir sesleri arasında, Adana Buruk Mezarlığı’na defnedildi. 29 Ağustos 1993 tarihinde, okula gelişinden bu yana, ilk kez Ramazan Bayramı’nda ailesine kavuşacaktı. Ama iki bayramı; hem de gerçek bayramı buldu. Şehadeti mübarek olsun.!...

Abdurrahman Kar

Abdurrahman Sümer 14 Ekim 1979 Mardin MARDİN’DE DÖRT ŞEHİD 14 Ekim günü, Mardin’in Kızıltepe İlçesi Akyüz Köyü’nde meydana gelen hadisede 4 şehid daha verdik. Senato seçimleri için oy atmaya gelen Müslüman’lara, TSİP’li Komünistler tarafından açılan ateş sonucu; MSP Mardin Milletvekili Abdülkadir T imurağaoğlu’nun akrabası olan köy muhtarı Cemil Timur başta olmak üzere, Ali Timur, Abdurrahman Sümer ve Mehmet Ali Sümer şehid edilmiş; Şükrü Timur ve Yusuf Sümer çeşitli yerlerinden yaralanmışlardır. Şu gerçek gün gibi açığa çıkmıştır ki; dünyadaki Müslüman’ların kıyamıyla orantılı olarak, Türkiye’de bir uyanış ve yeniden bir diriliş hareketi başlamıştır. İşte! Emellerinin gerçekleşmesinde Müslümanları en büyük mania gören, çişitli tip ve renkteki Emperyalistler; yerli uşakları vasıtasıyla Müslümanlara çeşitli baskı, zulüm ve komplolar hazırlayarak, onları sindirmeye gayret sarf etmektedir. Sağmalcılar Yıldırım Mahallesi’nde şehid edilen iki Akıncıyı “Ülkücü”; Mardin’de katledilen kardeşlerimizi sanki “TSİP yanlısı” ve hâdiseyi ‘Arazi Anlaşmazlığı’ olarak veren; güya ayrı renk ve ayrı görüşteki malum basın organları; İslamcı kıyam karşısında ortak bir cephe ve adeta eylem birliği içindedirler. Fakat bu küfür cephesi, şunu hiç unutmamalı ki, yapmış oldukları her hak eteni hesabı mutlaka sorulacak. Kendileri ve kurdukları Tâğuti düzenler, dökülen şehid kanlarında boğulacaktır. Cenabı Hak’tan şehidlerimize rahmet, inananlara baş sağlığı dileriz. Mücadelemizde nihai hedef “…. Din yalnız Allah’ın oluncaya kadar….”dır.

Abdurrahman Sümer

Abdüsselam Akgül 01 Mart 1994 Diyarbakır Bir Aşık Daha Ma’şuk’una Kavuştu Öyle bir kavram ve kişi üzerine yazı yazıyoruz ki, biz bunu ne yazma selahiyetine sahibiz ve ne de buna lâyıkız. Ki, şehid ve şehadet üzerine sık sık, bazı şeyler yazıldığı hâlde, bu yazılar bunları ifade etmekte aciz kalır ve aciz kalacaktır. Çünkü öyle bir kişi ve mektebden söz ediyoruz ki; bu makam, peygamberden sonra, en yüksek mertebedir. Bu aziz İslam eri, 1970 yılında, Midyat’ın Miziza (Doğançay) köyünde dünyaya geldi. İlköğrenimini burada tamamladı. Daha sonra Elazığ Mezra Ortaokulu’nda, Elezığ Endüstri Meslek Lisesi’nde orta öğrenimini tamamladı. Şehid, ortaöğrenimi sırasında, İslami hayatını sürdürdü. 1988 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı. Fakültenin ilk yıllarında, olgunlaşma sürecinde, hızlı bir mesafe katetti. Şehid Abdüsselâm, Resülullah’ın şu hadisine mazhar oldu: “Allah, bir kulu sevdiği zaman, Cebrail’i çağırır ve: ‘Ben, falanı seviyorum. O’nu sen de sev!’ buyurur. Cebrail de, onu sever ve sonra semâda şöyle seslenir: “Allah, falan kimseyi seviyor. Onu sez de sevin!” Böylece, gök ahalisi de, Onu severler. Sonra, yerdekilerin gönlüne, o kimseyi sevme ve kabullenme duygusu konulur.” Şehid Abdüsselâm, bu hardise öyle mazhar oldu ki, kalbi katılaşmamış, içinde biraz iyilik bulunan insanın kalbinde bile, taht kurdu. Arkadaşları arasında, adını unutturacak derecede bir lâkapla çağrıldı. Evet, herkes O’nu ‘Dost’ olarak çağırıyor ve adını âdeta ‘Dost’ biliyordu. O’nu “Dost, Dost!” diye çağırmalar, hâlâ kulaklarda… Dost!... Dost!... Dost!... Tıp dünyası, insanı ferdî ve benli bir hayata ister istemez iterken; O, buna karşın kendini toplumsal sorumluluklara adayan ve fedâkârlık timsali örnek bir insandı. Şehid’in yolunu sürdüreceklere örnek olacak yönü, zühd boyutu idi. Hatta çoğu arkadaşı O’na, ‘Bu dünyanın insanı değil.’ derlerdi. Doktor olmasına rağmen, elbiselerinde, yiyeceklerinde bir sadelik vardı. O, dünyanın içindeydi ama; dünya O’nun içine, hiç girmemiş gibiydi. Şehidler, birbirlerinin takipçileridir. Malcolm X’in şu sözünü belleğine işlemişti. ‘İnsan, kafasına önem verdiği kadar, kafasının içine önem verseydi; insanlık, bu hâlde olmazdı.” Şehid Abdüsselâm, zulme karşı sessiz kalmanın, zalime ortak olmak anlamına geleceğini biliyordu. Korkudan, zilletin tercih edildiği bir zaman kesitinde; cesaretiyle, kardeşlerinin iftiharıydı. Zor ve yoğun yoğun nöbetleri bitmek üzereyken, nöbet çıkışı; mübârek Ramazan ayında, helâl ve haram sınırını tanımayan; Hakk ile batılı; zulüm ile adaleti birbirine karıştıran kişi veya kişilerin saldırısı sonucu ve Allah’ın azığı olan açlıkla tıpkı Hz. Ali (A.s) gibi; Ramazan’ın 19’unda Ma’şuk’una kavuştu. Yukarıdaki Kudsi Hadis’in devamında, “Allah, bir kula buğz edip, O’nu sevmeyince de, Cebrail’i çağırır ve “Ben falanı sevmiyorum, O’nu sen de sevme!” buyurur. Cebrail de, onu sevmez ve sonra gök halkı içinde şöyle seslenir: “Allah, falan kimseyi sevmiyor. Onu siz de sevmeyin!” Göktekiler de O kimseyi sevmezler. Sonra, yerdekilerin gönlüne, o kimse hakkında bir buğz ve nefret konulur.” Allah şahiddir ki, Dost’a kasdedenleri halkımız ve O’nu tanıyan hiç kimse sevmiyor. Tebbet yedâ!.. Sana uzanan eller, kırılsın!... Seni arayacağız! Dostluğunu unutmayacağız! Şehadetinin hendekleri kazması, safları ayırması, maskeleri düşürmesi, karanlıkları aydınlatması, azgınları ıslah etmesi temennisi ve duasıyla… Nasrullah Vedûd

Abdüsselam Akgül

Abuzer Biratlı 4 Nisan 1992 Malatya Her şey normaldi. Pötürge ilçesi Tepehan Nahiyesi müslüman halkı, o sabah bayram namazı için, camiye dolmuştu. Ancak, karakol önünden gelen silah sesleriyle, iki ihtiyar dedenin, yere düştüğü görüldü. Her şey, bir anda olmuştu. Jandarmalar, 80 yaşlarında iki ihtiyarı, şehid etmişlerdi. 4 Nisan 1992 Cumartesi günü, meydana gelen olayın gelişimini, yöre halkı şöyle anlatıyor: “Aslında bu olay, ilk defa meydana gelmiyor burada. Bundan iki yıl önce de, bir köylüyü jandarmalar karakolda öldürmüş ve bir ağaca asmışlardı. Olay, fazla büyümeden kapatılmıştı nedense? Buraya karakol geldi geleli, rahat yüzü görmedik. Karakolda yırtıcı köpekler var. Bunlar, bir çok kadını ve kız çocuğunu yaraladı. Ne kadar ikaz edildi ise, hiç bir önlem alınmadı. Hatta, karakol hakkında; Malatya’da üst düzeyde yetkililerle de görüşüldü, ancak yine de sonuç alınamadı. Son olarak öldürülen Hacı Abuzer Biratlı, dün akşam karakola giderek, köpeklerin dışarıya salınmamasını; zira sabahın ilk saatlerinde, bayram namazına gideceklerini ve bayramda çocukların rahat dolaşabilmesı için, bunun gerekli olduğunu, karakol komutanına anlatmış. Ancak, sabah böyle bir tedbirin alınmadığını görmüştük.” Yetkililer ve halkın bildirdiğine göre, Pötürge ilçesi Tepehan Kasabası Sinan Köyü’nden Hacı Abuzer Biratlı ve O’nu bayram ziyaretine gelen Abuzer Korkusuz, bayram sabahı, namaza giderken yol gereği, Tepehan Karakolu’nun önünden geçmeleri gerekiyordu. Karakoldan açılan çapraz ateş sonucu, şehid oldular. Yapılan inceleme sonucu, Abuzer Korkusuz 7.63 kurşunuyla, beyninin parçalanarak koptuğu; Hacı Abuzer Biratlı’nın ise 4.63 kurşunuyla yol ortasında, can verdiği anlaşıldı. Olayı gerçekleştiren jandarmaların, olay yerinden derhal uzaklaştırıldıkları dikkat çekti. Şehid düşen 80 yaşındaki iki müslüman, üzerlerine, karakoldan battaniye örtülmüş olarak, yol üzerinde bulundu. Sağlık ocağına kaldırılan şehidler, otopsiye izin verilmeyerek, adeta kaçırılırcasına defnedildiler. Altı metreden açılan ateş sonucu, şehid edilen iki müslümanın uğradığı katliamı haber alan bölge müslümanlarının; Tepehan’a gitmesiyle, müslüman halkın TC tarafından zulme uğratılması tel’in edildi. Olay üzerine bayram namazını kılmayarak, karakola hucum eden halk, jandarmaların kendilerine verilmesini istedi. Malatya Valiliği, Ordu Komutanlığı ve Malatya Müftülüğü olay yerine gelerek, halkı yatıştırmaya çalışmış ve müftünün yaptığı “gönül okşayıcı” (!) konuşmadan ve valinin “Olayın faillerinin görevden alınacağı ve bu tür hata (!) ların, bir daha tekrarlanmayacağı” yolundaki açıklamaları, halkla birlikte şehidler için dua etmeleri (!), halkın bir nebze yatıştırmasını sağlamış göründü. Vali Saffet Arıkan Bedük, yaptığı açıklamada olayın yanlışlıktan kaynaklandığını bildirerek “Zaten hassas bir bölge, asker temkinli davranıyor.” dedi. Böylece bu devlet terörüne meşruluk kazandırmaya çalışıyordu. “Yapılan ‘dur’ ihtarına uyulmadığını” iddia eden vali, “olayın üzerine gidildiğini” söyledi. Ancak şu ana kadar somut bir gelişme yok. İki müslümanı şehid eden, jandarma onbaşıları Mustafa Meral ve Murat Demir’in; olaydan sonra, karakoldan başka bir yere sevkedildikleri öğrenildi. Müslümanların Tepehan sakinlerini sahiplenmeleri, yöre halkınca “mutluluk ve ümit verici” olarak değerlendirildi. Tanıdık tanımadık, müslümanların bu tür ilgileri, halk üzerinde TC’ye karşı “yalnız olmadıkları” düşüncesini vermesi açısından, gayet yerinde karşılandı. Devlet terörünü, halk üzerinde bir baskı aracı olarak kullanması, bundan böyle bölgede, şiddetini arttırarak, bütün doğu-güneydoğu’yu kaplayacağa benziyor. İşte bu aşamada, müslümanlara düşen, TC’nin bu tür terörünü boşa çıkarıcı, halkın yanında mazlumların dertleriyle dertlenen insanlar olmaları, ancak halkın sorunlarının yanında olmakla, onlarla birlik olunabileceğini anlamaları gerektiğidir. “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, onlar diridirler, ama siz farkında olmazsınız” Bakara 154 “....Allah’a kavuşacaklarına inananlara gelince şöyledir: “Nice az bir topluluk vardır ki, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bakara 249 Müslümanların başı sağ olsun.

Abuzer Biratlı

Abuzer Korkusuz 4 Nisan 1992 MalatyaHer şey normaldi. Pötürge ilçesi Tepehan Nahiyesi müslüman halkı, o sabah bayram namazı için, camiye dolmuştu. Ancak, karakol önünden gelen silah sesleriyle, iki ihtiyar dedenin, yere düştüğü görüldü. Her şey, bir anda olmuştu. Jandarmalar, 80 yaşlarında iki ihtiyarı, şehid etmişlerdi. 4 Nisan 1992 Cumartesi günü, meydana gelen olayın gelişimini, yöre halkı şöyle anlatıyor: “Aslında bu olay, ilk defa meydana gelmiyor burada. Bundan iki yıl önce de, bir köylüyü jandarmalar karakolda öldürmüş ve bir ağaca asmışlardı. Olay, fazla büyümeden kapatılmıştı nedense? Buraya karakol geldi geleli, rahat yüzü görmedik. Karakolda yırtıcı köpekler var. Bunlar, bir çok kadını ve kız çocuğunu yaraladı. Ne kadar ikaz edildi ise, hiç bir önlem alınmadı. Hatta, karakol hakkında; Malatya’da üst düzeyde yetkililerle de görüşüldü, ancak yine de sonuç alınamadı. Son olarak öldürülen Hacı Abuzer Biratlı, dün akşam karakola giderek, köpeklerin dışarıya salınmamasını; zira sabahın ilk saatlerinde, bayram namazına gideceklerini ve bayramda çocukların rahat dolaşabilmesı için, bunun gerekli olduğunu, karakol komutanına anlatmış. Ancak, sabah böyle bir tedbirin alınmadığını görmüştük.” Yetkililer ve halkın bildirdiğine göre, Pötürge ilçesi Tepehan Kasabası Sinan Köyü’nden Hacı Abuzer Biratlı ve O’nu bayram ziyaretine gelen Abuzer Korkusuz, bayram sabahı, namaza giderken yol gereği, Tepehan Karakolu’nun önünden geçmeleri gerekiyordu. Karakoldan açılan çapraz ateş sonucu, şehid oldular. Yapılan inceleme sonucu, Abuzer Korkusuz 7.63 kurşunuyla, beyninin parçalanarak koptuğu; Hacı Abuzer Biratlı’nın ise 4.63 kurşunuyla yol ortasında, can verdiği anlaşıldı. Olayı gerçekleştiren jandarmaların, olay yerinden derhal uzaklaştırıldıkları dikkat çekti. Şehid düşen 80 yaşındaki iki müslüman, üzerlerine, karakoldan battaniye örtülmüş olarak, yol üzerinde bulundu. Sağlık ocağına kaldırılan şehidler, otopsiye izin verilmeyerek, adeta kaçırılırcasına defnedildiler. Altı metreden açılan ateş sonucu, şehid edilen iki müslümanın uğradığı katliamı haber alan bölge müslümanlarının; Tepehan’a gitmesiyle, müslüman halkın TC tarafından zulme uğratılması tel’in edildi. Olay üzerine bayram namazını kılmayarak, karakola hucum eden halk, jandarmaların kendilerine verilmesini istedi. Malatya Valiliği, Ordu Komutanlığı ve Malatya Müftülüğü olay yerine gelerek, halkı yatıştırmaya çalışmış ve müftünün yaptığı “gönül okşayıcı” (!) konuşmadan ve valinin “Olayın faillerinin görevden alınacağı ve bu tür hata (!) ların, bir daha tekrarlanmayacağı” yolundaki açıklamaları, halkla birlikte şehidler için dua etmeleri (!), halkın bir nebze yatıştırmasını sağlamış göründü. Vali Saffet Arıkan Bedük, yaptığı açıklamada olayın yanlışlıktan kaynaklandığını bildirerek “Zaten hassas bir bölge, asker temkinli davranıyor.” dedi. Böylece bu devlet terörüne meşruluk kazandırmaya çalışıyordu. “Yapılan ‘dur’ ihtarına uyulmadığını” iddia eden vali, “olayın üzerine gidildiğini” söyledi. Ancak şu ana kadar somut bir gelişme yok. İki müslümanı şehid eden, jandarma onbaşıları Mustafa Meral ve Murat Demir’in; olaydan sonra, karakoldan başka bir yere sevkedildikleri öğrenildi. Müslümanların Tepehan sakinlerini sahiplenmeleri, yöre halkınca “mutluluk ve ümit verici” olarak değerlendirildi. Tanıdık tanımadık, müslümanların bu tür ilgileri, halk üzerinde TC’ye karşı “yalnız olmadıkları” düşüncesini vermesi açısından, gayet yerinde karşılandı. Devlet terörünü, halk üzerinde bir baskı aracı olarak kullanması, bundan böyle bölgede, şiddetini arttırarak, bütün doğu-güneydoğu’yu kaplayacağa benziyor. İşte bu aşamada, müslümanlara düşen, TC’nin bu tür terörünü boşa çıkarıcı, halkın yanında mazlumların dertleriyle dertlenen insanlar olmaları, ancak halkın sorunlarının yanında olmakla, onlarla birlik olunabileceğini anlamaları gerektiğidir. “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, onlar diridirler, ama siz farkında olmazsınız” Bakara 154 “....Allah’a kavuşacaklarına inananlara gelince şöyledir: “Nice az bir topluluk vardır ki, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bakara 249 Müslümanların başı sağ olsun.

Abuzer Korkusuz

Adil Akyol: Şubat 1977-Almanya B.ALMANYA’DA ADİL AKYOL’UN ÖLDÜRÜLMESİ GENİŞ İNFİAL UYANDIRDI CHP Genel Senatörü Uğur Alacakaptan'ın konferansı sırasında meydana gelen kanlı hadiseye, Alman polisi el koymuştur. CHP Senatörlerinden Uğur Alacakaptan'ın Köln Türk Evi'nde verdiği konferansı, yanında çocuğu olduğu halde izleyen ADİL AKYOL, komünistler tarafından öldürülmüştür. Alınan bilgilere göre, Uğur Alacakaptan'ın konferansını izleyen bir kısım komünistlerle CHP'liler, aynı konferansı izlemek üzere salona gelen bazı işçilerimize saldırmışlardır. Solcu ve komünist görüşü benimsemedikleri için, CHP'lilerin ve komünistlerin saldırısına maruz kalan işçilerimizden ve gazetemizin abonesi olduğunu öğrendiğimiz Adil Akyol, şiş ile ağır şekilde yaralanarak öldürülmüştür. Muhitinde ve çalıştığı iş yerinde dürüst, çalışkan ve efendi bir insan olarak vasıflandırılan 4 çocuk babası Adil Ayol'un, kahpece öldürülmesi, Almanya'da infial ile karşılanmıştır. Kanlı hadiseye, Alman polisi el koymuş, ancak katil veya katilleri, henüz ele geçirememiştir. Burada çalışan işçilerimiz, Uğur Alacakaptan'ı ve CHP'lileri, kanlı hadiselere sebebiyet verdikleri için protesto etmişlerdir. Kanlı saldırıya geniş yer veren Alman basını da, menfur hadiseyi geniş bir şekilde ele almış ve kınamıştır. AKYOL’UN ÖLDÜRÜLMESİ GERGİNLİK DOĞURDU Bundan bir süre önce, Türk Evi'nde CHP'nin tahriki ile vukua gelen olaylar sırasında, Adil Akyol adındaki bir vatandaşımızın öldürülmesiyle başlayan gerginlik, devam etmektedir. Yurtdışında bulunan Türk vatandaşları arasında, bazı nahoş sonuçlar doğurma istidadı gösteren bu olaylarla ilgili olarak, Almanya Türk Birliği Başkanı Dr. Yusuf Zeynel Abidin, Başbakan Süleyman Demirel'e bir telgraf çekerek, tedbir alınmasını istemiştir. Almanya Türk Birliği Başkanı Dr. Abidin, Başbakan Demirel'e gönderdiği telgrafında "CHP Senatörü Uğur Alacakaptan'ın bazı tutum ve davranışlarının sebebiyet verdiği olaylar neticesinde, Adil Akyol adındaki vatandaşımızın, şehid edilmesinden sonra, buradaki Türkler arasında büyük gerginlik ve husumet vukua gelmiştir. Bu gerginliğin, daha müessif hadiselere sebebiyet vermemesi için, hükümetinizce gereken tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Özellikle CHP'nin tahriklerine son verilmelidir. Bu partinin yöneticileri, yurtdışındaki vatandaşlarımızın yakasını bırakmalı, onları birbirine düşürecek tarzdaki istismarından, vazgeçmelidirler. Bunun teminini sizden ve başında bulunduğunuz hükümetimizden istiyoruz." demiştir. ALMAN POLİSİ AKYOL’UN KATİLLERİNİ ARIYOR 4 Çocuk babası işçimizin öldürülmesi, CHP içinde yuvalanmış Maocu komünistlerin planlı bir hareketi olarak yorumlanmakta, hadiseye sebebiyet verenler nefretle kınanmaktadır. CHP Senatörlerinden Uğur Alacakaptan'ın, Köln Türk Evi'nde verdiği konferansı, yanında çocuğu olduğu halde takip eden Adil Akyol adlı işçimizin, Maocu komünistler tarafından öldürülmesi, nefretle karşılanmıştır. Alman polisi de, Akyol'un katillerini bulmak için, seferber olmuştur. HADİSE NASIL CEREYAN ETMİŞTİ? Alınan bilgilere göre, Uğur Alacakaptan'ın konferansını izleyen, bir kısım komünistle CHP'liler, aynı konferansı izlemek üzere salona gelen bazı işçilerimize saldırmışlardır. Solcu ve komünist görüşü benemsemedikleri için, CHP'lilerin ve komünistlerin saldırısına maruz kalan işçilerimizden ve gazetemizin abonesi olduğunu öğrendiğimiz Adil Akyol, şiş ile ağır şekilde yaralanarak öldürülmüştür. Hadise, Maocu komünistlerin, şimdi de işçilerimize saydırıya geçmesi ve bunun planlı bir şekilde yürütmesi olarak yorumlanmakta, işçimizin öldürülmesi nefretle kınanmakta ve suçluların bir an önce yakalanması istenmektedir. AKYOL’UN KİMLİĞİ Bir süre önce komünistler tarafından öldürülen Türk işçisi Adil Akyol Isparta'lıdır. 4 Çocuk babası olan Akyol "Ford" otomobil fabrikalarında çalışmakta idi. Almanya Milli Görüş Teşkilatı'nın da üyelerinden olan Akyol, işçi meselelerinin görüşüleceği toplantıya, bir çocuğu ile birlikte gelmişti. Adil Akyol 41 yaşında idi. Hadise Nasıl Cereyan Etti Köln Türk Evi'nde, bir süre önce tertip edilen Türk İşçi Kurultayı'na katılan Adil Akyol, CHP Ankara Senatörü Uğur Alacakaptan, kürsüde konuşurken bazı işçiler tarafından toplantı salonunun dışına çıkarılmış ve bur ALMANYA’DA KOMÜNİSTLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLEN İŞÇİMİZ YURDA GETİRİLDİ Cenazenin uçaktan indirilişi sırasında çalıma bakanı Şevket Kazan bir konuşma yaptı. Aydın Güdül-Ankara Almanya'da bir süre önce düzenlenen Türk İşçi Kurultayı'nda çıkan çatışmalara sırasında, öldürülen Türk işçisi Almanya Milli Görüş Teşkilatı üyesi Adil Akyol'un cenazesi, dün Esenboğa Havaalanı'nda, Çalışma Bakanı Şevket Kazan tarafından karşılanmıştır. Cenazenin uçaktan indirilişi sırasında, bir konuşma yapan Kazan "Biz inancımızın gereğini yerine getiririz. Maktül kardeşimiz için de, gereken dini vazifenin yapılması için karar almış bulunmaktayız" demiştir. Karşılama törenine katılan İş ve İşçi bulma Kurumu Genel Müdürü Hüseyin Coşkun, Yurt Dışı İşçi Genel Müdürü Osman Erkmen ve Çalışma Bakanlığı ilgilileri ile, gençlerden meydana gelen kalabalık bir topluluk, cenazeyi Ankara-Eskişehir sınırına kadar uğurlamışlardır. İş ve İşçi Bulma Kurumu'nda görevli bir heyet ise, cenazenin Isparta'ya kadar götürülmesine nezaret etmişlerdir. Türk işçisi Adil Akyol, dün memleketi olan Isparta'da toprağa verilmiştir.

Adil Akyol

Adil Balat 17 Eylül 992 Mostar MOSTAR ŞEHİDLERİ Edip Sadioğlu - Adil Balat - Ebubekir Arıcı 17 EYLÜL 1992 günü, Bosna-Hersek’e insani yardım götürmekte olan dört araçtaki, ondört müslüman, Sırpların havan topu saldırısına uğradı. Olayda yedi müslüman şehid oldu. Yardım konvoyunda çeşitli ülkelerden (Mısır, Fas, İngiltere, Almanya, Endonezya, Bosna) müslümanlarla beraber, Türkiye’den de müslümanlar bulunuyordu. Almanya üzerinden Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’e gelmiş olan konvoy; Mostar üzerinden Saraybosna’ya ulaşmak üzere, yola koyulur. Mostar’da Hırvat askerleri tarafından durdurularak aranırlar ve geçişlerine izin verilmez. Sırpların havan topu saldırısı Mostar’da meydana gelir. Olayın ayrıntılarını gazi kardeşimiz Enes Uzun’la yaptığımız söyleşide okuyacaksınız. Mostar’da şehid olan Türkiyeli müslümanlar şunlardır : Vedat Edip Sadioğlu (Bingöl) - Adil Balat (Bingöl) - Ebubekir Arıcı (Aksaray). Diğer ülkelerden şehidler ise şunlardır : Gılam Dilahi (İngiltere) - Said Maraki (Fas) - Muhammed Ramdan (Endonezya) - Abdullah ( George Martin - Almanya ). Mostar Şehidleri ile beraber yaralanan Bingöl’lü Enes Uzun ile Hırvatistan’nın Split şehrindeki devlet hastahanesinde konuştuk : Olayı anlatır mısınız ? Enes Uzun: Biz Travnik’te bulunan müslümanların cephesine gitmek istiyorduk. Katıldığımız yardım konvoyu, Mostar’a 20-30 km. kala, Hırvat askerleri tarafından arandı. Arabaların birisinde silah bulunduğu için, geçmemize izin vermediler. Hırvatlara ait bir askeri karargâhtan, izin belgesi almamız gerekiyormuş. Bir Hırvat askeri aracı, konvoyun önüne geçti. Bizi Mostar’a götürmek üzere, hep beraber yola koyulduk. Mostar’a girmeden önce bir yokuş ve yokuşun üzerinde bir bina vardı. Bina Hırvat askerlerine aitti. Yaklaşık on dakika sonra oraya vardık. Bizim grubumuz ondört kişiydi. Almanya’dan gelen gruba, biz Zagreb’te katılmıştık. Gruba rehberlik eden, Bosnalı komutan Muhammed Babiç’in fotoğrafını, daha önce Yeryüzü’nde görmüştüm. Bizler Hırvat askeri binasına ulaştığımız sırada, bina bombalandı. Muhammed Babiç “Araba kontaklarını kapatın, aşağıya inin!” diye bağırdı. Bizler arabadan indik. Ben ayakkabılarımı bağlamak için bir kaç metre uzaklaştım. Tam doğrulurken üzerimize granat (havan topu mermisi) düştü. Arkada ne olduğunu göremedim. Önüme kapanıp karnıma tutunmuştum. Şu anda burada olan Mısır’lı Mahmud Kardeş yerde, bizden yardım istiyordu. Türkiyeli İsmail ve ben Mahmud’u kaldırdık. Beraber ilerdeki boş binaya koştuk. Orada yere uzandıktan sonra, artık yerden kalkamadık. Yaralarımız soğumaya başlamıştı. Yirmi dakika sonra, ambulans geldi. Bizi hastahaneye kaldırdılar. Diğer kardeşlerin nasıl şehid olduklarını göremedin mi ? Grubun tamamı ondört kişiydi. Türkiye’den altı, İngiltere’den üç, bir İran’lı, bir Fas’lı, bir Endonezya’lı, bir Alman, bir de Boşnak. Bu gruptan yedi kişi şehid oldu. Ben sedyeyle götürülürken, Fransa’dan gelen Bekir kardeşi gördüm. Ayakları kopmuştu. Bingöl’lü hemşehrim Adil’in vucudu iki parçaya ayrılmış. Edib’i de hastahanede, yanımdan götürürlerken gördüm. Her tarafı parçalanmıştı, üzerinde elbise vardı. Edib dediğim arkadaş, bundan dört sene önce, Lübnan’da eğitim görmüştü. Üç sene Afganistan’da savaşmış, Afganistan savaşı bittiği için; Türkiye’ye Bingöl’e, memlekete dönmüştü. Orada çok kalmadan birlikte buraya geldik. Edib ile askerden beri tanışıyoruz. Adil, İslâmi hayatı çok yeni olan bir arkadaş. Hemen hemen buraya gelmeden önce, İslam’ı çok bilmeyen bir kardeşemizdi. Ama Allah O’na şehadeti lütfetti. Bu konvoy nasıl teşekkül etti ? Üçümüzün dışında, Almanya’da teşekkül etmiş. bunlar, Zagreb’e gelmişler. Biz üç kişi de Türkiye’den Viyana’ya, oradan Zagreb’e gelmiştik. İki gece dışarıda kaldık. Kimseyi bulamamıştık. Bir gün Zagreb’de gezerken, ufak bir çocuk bize selam verdi, “Selamün Aleyküm” dedi. “Aleyküm selam” dedik. Bize camiyi tarif etmeye çalışıyordu, “Allahü Ekber” gibi sözlerle, “Bizi götür” dedik. Çocuk bizi camiye götürdü. Oraya gittiğimizde, bu müslümanlarla tanıştık. Bunlar “Bizimle beraber gelin” teklifinde bulundular. Biz de kabul ettik, bu guruba dahil olduk. Travnik’e gelirken de, bu olay oldu. Allah kabul etsin inşaallah. Şehid Edib kardeşin devamlı tekrarladığı bir duası vardı “Ya Rabbi benden razı olduğun an, canımı al”. Her zaman bunu söylerdi. “Benden razı olduğun an canımı al” Kendisini cihada adamıştı. “Nerede cihad, ben oradayım” derdi. Ailesi çok ısrar ederdi, işte “Evlen, yeter, çoluk çocuk sahibi ol” O bunları kesinlikle dinlemezdi. “İnşaallah Allah yolunda şehid olacağım” diyordu. “Bosna’dan çıkarsam Cezayir’e gideceğim, çünkü orada da cihad var” diyordu. Kendisini Allah yolunda cihada adamıştı. Edib Kardeşin bana anlattığı bir olayı, dünya müslümanlarına duyurmak istiyorum. Şehid Edib, 1988 yılında Hacc’a gittiğinde, Türkiye’den gelen hacılara, TC ve kurucularının mahiyeti hakkında konuşmalar yapmış. Suud polisi Edib’e müdahale etmiş. TC’nin suç ortağı olduğu için, Harem-i Şerif’te, TC hakkında yapılan İslami tebliğden rahatsız olmuş. Edib’i hapse atmışlar. Üç dört ay, tuvalet gibi bir yerde, çok kötü şartlar altında tutmuşlar. Sonra TC’ye haber vermişler. TC’nin isteği üzerine, bir uçağa bindirip Ankara’ya göndermişler. Uçağa bindirdiklerinde elleri kelepçeli ve ayağı yalınmış. Ankara’da da bir kaç ay (Sincan veya başka bir kaza cezaevinde) hapis yatırdıktan sonra serbest bırakmışlar. Rahmetli şehid kardeşim bu olayı anlatarak, zalim Suud rejimini, daha iyi tanımamızı istemişti. Sağlık durumun nasıl? Hırvatistan’da gerekli tedavi ve bakım yapılabiliyor mu? Vucudumda yanıklar, şarapnel yaraları, ve bir çok şarapnel parçası var. Elhamdülillah hızla iyileşiyorum. Hırvat doktorlar ve diğer sağlık görevlileri, çok iyi bakıyorlar. İnsani yaklaşım bakımından çok iyiler. Onlar için Allah’a dua ediyorum, kalplerine imanı yerleştirsin, onlara hidayet versin. Ayrıca Almanya’dan gelip, benimle yakından ilgilenen Bochum müslümanlarına da minnettarım. Müslümanların ne kadar fedâkâr ve güzel insanlar olduklarını; onları görünce, bir kere daha anladım. Allah hepsinden razı olsun. Bingöl’deki ailenle görüşebildin mi? Bosna cihadına katılıp, yaralanmanı nasıl karşıladılar ? - Ailem şuurlu bir müslüman ailesi. Benim cihad edip gazi olmamı, memnuniyetle karşıladılar. Annem ve babam da, Türkiye’deki mücahid arkadaşlarım gibi, Allah’ın rızasını arayan insanlar. Allah onlardan razı olsun. Onları cennetine kabul etsin. Türkiye’de kamuoyu çok merak ediyor. Kürdistan’daki müslümanların kalkıp Bosna’daki cihada katılmalarını, kimse beklemiyordu. Bu konuda söylemek istediğin bir şey varmı ? Müslümanlara söyleyeceğim “Bosna’da İslami bir cephenin kurulmuş olduğunu, bu cepheye eğitim görmüş müslümanların katıldığını, şu anda zayıf olduklarını, güçlenmeleri gerektiğini, askere-silaha ihtiyaçları olduğunu” duyduk. Katkımız olsun diye geldik buralara. Artık farketmez, dünyanın neresi olursa olsun, bizim için önemli değil. Kürdistan’da bunun bir parçası. Elbette orada da olacaktır. İnşaallah Açık bir cephemiz kurulursa, dünya müslümanlarını oraya davet edeceğiz. İnşaallah. Sana Allah’dan şifa diliyoruz. Allah cihadınızı, gazanızı, kardeşlerin şehadetlerini kabul buyursun. Türkiye’deki kardeşlere selam söyleyin.

Adil Balat

Adil Torun 5 Temmuz 1993 Başbağlar-Erzincan “İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun” “Allah yolunda öldürülenleri, sakın ölüler sanmayın. Hayır, onlar Rabb’leri katında diridirler, rızıklandırılmaktadırlar. Allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle, sevinç içindedirler. Onlar, arkalarından henüz ulaşamayanlara müjdeler vermektedirler ki, onlara hiç bir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. Onlar Allah’tan bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah’ın mü’minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.” (Ali İmran 169-171) Bir Tohum Daha Girdi Toprağa: Adil Torun (1970-1993) 6 Temmuz 1993 tarihinde, Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’nin Başbağlar Köyü Katliamı’nda, köy imamı olan Adil Hoca şehid edildi. Kendisini tanıyanları ve müslümanları yasa boğdu. Katliamdan sağ olarak kurtulanların anlattıklarına bakılır ise, 6 Temmuz günü köylülerle birlikte Adil Hoca da, en hunhar bir şekilde, kurşuna dizilerek, şehid edilir. Köy tamamen yakılarak katliam tamamlanır. Erzincan’lı müslümanlar Adil Hoca’nın şehadetini, 7 Temmuz günü, sabah vakti öğrendiler. Şehidlerini almak için yola koyuldular. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, katliamın yapıldığı köye yakın olan, Başpınar Nahiyesi’ne gittiklerinde, Köy Hizmetleri’ne ait olan kamyonlarla cenazeler getiriliyordu. Müslümanlar Şehid Adil Hoca’nın cenazesini, oradaki cenazelerin arasından aldılar. Mübarek şehid, şehadetin mutluluğunu tadıyordu. Kardeşlerine tebessüm ederek, onları da arkasından bekliyordu. Kutlu yolculuğa, onları da davet ediyordu. Şehidin simasından, bunları anlamamak imkânsızdı. Şehid Adil Hoca oradan alınarak, Erzincan merkeze getirildi. Kendisine karşı son vazifelerini yapmak için, hazırlıklara başladılar. Diğer yörelerdeki müslümanlar haberdar edildi. Cenaze namazı kılınacak, şehidin hayatı, mücadelesi anlatılacak ve daha sonra katliamın kınanması için, şehid, müslümanların omuzunda, tekbirlerle, salavatlarla, şehir içinde yürünecekti. TC Kolluk kuvvetleri, olayı sezinlediklerinden dolayı, sıkı güvenlik önlemleri almaya başladılar. Şehidin bazı akrabaları ve müftü ile işbirliğine girerek, müslümanların cenaze merasimini yapmalarına engel oldular. Bir oldu bittiye getirilerek, cenaze namazı kıldırıldı. Alel acele şehidin doğum yeri olan, Erzincan’ın Tercan İlçesi’ne götürülüp defnedildi. Şehidin cenazesinin, müslümanların elinden zorla alınıp götürülmesi, müslümanların TC’ye ve müftülüğe olan kinini daha da artırdı. Laik olduğunu, demokrasiye bağlı olduğunu söyleyen TC, müslümanların kendi cenaze merasimlerini yapmalarına bile müsaade etmemekte, tahammül edememekte. Bu da savunduğu ilkelerine, ne ölçüde sadık kaldığını ortaya koymaktadır. Adil Hoca’nın şehadeti, müslümanlar nezdinde, büyük bir kayıptır. Ama O, toprağa girip filizlenecek, dal budak salacak ve bereketli olacak olan bir tohumdur. İnşaallah O’nun şahsiyeti, samimiyeti ve islami mücadelesi, tüm müslümanlara örnek olacaktır. O ölümü ölümsüzleştirmekte bizlere bir meşale olmuştur. İslami Mücadelesi ve Şahsiyeti Adil Hoca, İmam Hatip Lisesini bitirdikten sonra şuurlanmaya başladı. Kendisine öğretilen ve halk bazında yaşanan İslam’ın, gerçek İslam olmadığını, bozulmuş, hurafe ve bid’aderin karışmış olduğu bir İslam, olduğunu gördü. İşte bu noktadan hareketle, gerçek İslam’ı öğrenmek için gayret etmeye başladı. Şuurlu müslümanlarla görüşüp, onlardan İslam’ı öğreniyordu. Doğru ve gerçek kaynaklardan İslam’ı öğrenmeye çalışıyor ve öğrendiklerini diğer insanlara da aktarıyordu. Her yöredeki insanları ziyaret ediyor, İslam’ın bütün hayata hakim olması için gayret sarfediyordu. İnandıklarını tüm benliğinde yaşamaya çalışıyor ve ihlasıyla bunu ortaya koyuyordu. Yüklenmiş olduğu sorumluluğu, en güzel bir şekilde yerine getirdi. Yapmadığı bir şeyi başkasından istemezdi. Kendi nefsinde uygulamadığı İslami bir vasfı, kardeşlerine tavsiye etmezdi. Şehidin en önemli özelliği, çok okuması ve okumak şartıyla aldığı kitapları başkalarına vermesi idi. Görev yaptığı köyde, halkı bir araya getirip, İslamî sohbetler yapıyor, çocuklara Kur’an öğretiyor ve halka, tek kurtuluşun İslam’la mümkün olacağını anlatıyordu. Dünya coğrafyasında müslümanların çekmiş olduğu ızdırap ve çileler, Adil Hoca’nın içini kemiriyordu. Hatta Bosna’ya şehid olmak için gideceğini dahi söylüyordu. Ve nihayetinde arzuladığı şehadete kavuşarak Rabbine ulaştı. ŞEHİD AİLESİYLE GÖRÜŞTÜK Ailesi ile yaptığımız görüşmede onları gayet sakin ve sabırlı gördük. Takriben 75 yaşlarında olan babası ile Şehid Adil Hoca hakkında konuştuk: Hacı amca, bize şehidin hayatını anlatır mısınız? Adil, 1970 yılında Erzincan’ın Tercan İlçesi’ne bağlı Beşgöze Köyü’nde doğdu. 1980 yılında Erzincan İmam Hatip Lisesi’ne kaydoldu. Okulunu başarılı bir şekilde 1987’de bitirdi. 1989 yılında İmamlık görevini yapmaya başladı. 1991’denberi Kemaliye’nin Başbağlar Köyü’nde görev yapıyordu. 6 Temmuz günü hayatını şehadetle noktaladı. Peki köylülerle ilişkileri nasıldı? Köylüler hocayı seviyorlardı. Çünkü hoca, onlara İslamı anlatıyor, Kur’an’ı anlatıyordu. Sürekli köylüleri ziyaret eder, hal hatırlarını sorardı. Onlara her yönüyle yardımcı olmaya çalışırdı. Çocuklara Kur’an öğretiyor, gençlerle oturup İslamî sohbetler yapıyor ve islamî kitaplar dağıtıp okutturuyordu. Bu açıdan hocadan çok memnunlardı. Akrabalarıyla ilişkileri nasıldı? Onlarla ilişkileri iyiydi. Sürekli akrabalarını ziyaret eder, hal hatırlarını sorardı. Silai rahime çok önem verirdi. İslama göre yaşamalarını isterdi ve onlara ahiret gününü hatırlatmayı ihmal etmezdi. Peki siz ana babalarına karşı nasıldı? Bizleri çok severdi. Gönlümüzün kırılmamasına dikkat ederdi. Hiç bir zaman bizden uzun bir müddet ayrı kalmazdı. Aramızdan ayrılışı, bizim için bir kayıp oldu. Ama şehadetinden dolayı mutluyum. O’nun islami mücadelesini nasıl karşılıyordunuz? Tabii ki iyi karşılıyorduk. Ailece O’na yardım etmeye çalışıyorduk. Sürekli şehadeti arzulardı. Kafirlerden asla korkmadığını ve korkulmamasını söylerdi. Hocayı evlendirmeyi düşünüyor muydunuz? Zaten hoca nikahlıydı. Pek yakında düğününü yapacaktık. Ama Allah bize şehadet düğününü nasib etti. Şehadet haberini aldığınız zaman neler hissettiniz? Önce şaşırdım ve ne de olsa baba ciğeri, biraz ağladım. Daha sonra ağlamamam gerektiğini düşündüm. Çünkü O şehid olmuştu. Benim mutlu olmam gerekiyor. Allah’a hamd edip, O’nun verdiği sabırla kendimi kontrol edebiliyorum. Şehidi son kez gördünüz mü? Evet, yüzünü gördüm, gözlerini öptüm ve yüzünde şehadetin mutluluğu anlaşılıyordu. Daha sonra yüzünü kapattılar ve ben oradan ayrıldım. Hacı amca son olarak neler söylemek istersiniz? Adil’in şehadeti, ailemde bir kıvılcım oldu. Diğer oğullarım ve ben O’nun yolunu takip edeceğiz. İslam’ı iyi öğrenmeliyiz. Kâmil bir imana sahip olmalıyız ki, kafirlerle, islam düşmanlarıyla mücadele edip geri dönmeyelim. Onlardan korkmamalıyız. Birlik ve beraberliği oluşturmamız gerekir. Allah’a vereceğimiz hesaba kendimizi hazırlamalıyız. Allah hepinizden razı olsun ve hepimize şehadeti nasib etsin. Hacı Amca, şehid sahibi olduğunuzdan dolayı sizleri tebrik eder, taziyelerimizi bildiririz. İnşaallah peygamberin “Şehid ailesiniden 70 kişiye şefaat eder.” hadisinin gereğine nail olursunuz.

Adil Torun

Adnan Çetin 4 Ekim 1978 Ankara Bir hafta içinde toplam 20 kişi öldürüldü, 6 banka soyuldu ve yaklaşık 3,5 milyon lira gasbedildi. Bilhassa İstanbul, olağan üstü günler yaşadı. MHP il başkanı ve oğlunun öldürülmesi üzerine, başta Türkeş olmak üzere bütün MHP’liler güçlerini İstanbul’a teksif edince; Ecevit iktidarının Valisi, bütün okulları tatil etti. Şehirde, askeri bir hava esti. Ne var ki, İstanbul’da katliamlar, MHP İl Başkanı’nın ve oğlunun öldürülmesiyle bitmemiş; hemen ertesi gün, gündüz gözü, kurşuna dizme hadiselerinde 3 kişi daha can vermişti. Keza, cenazeler kaldırılırken de vahşet, devam ediyor, üzerinde jandarma helikopterlerinin dolaştığı İstanbul’da, yeni cinayetler işleniyordu. Vahşet, bu arada Müslüman’a da ilişmekten geri kalmıyordu. Nitekim, Ankara’da Adnan Çetin kardeşimiz 4 Ekim günü, Saimekadın tren istasyonunda, yaylım ateşine tutuluyor ve kardeşimiz şehid düşüyordu. Sağlık Bakanlığı’nda memur olarak çalışmakta olan kardeşimiz, Akıncılar Derneği’nin faal üyelerinden birisi idi. Bütün diğer cinayetlerde olduğu gibi, katiller cinayet mahallinden süratle uzaklaşıyorlar ve polis yaptığı açıklamada “Katillerin aranmasına başlanılmıştır.” demeye devam ediyordu. Adnan Çetin kardeşimizin Şehadet Haberini Veren Şura Gazetesi

Adnan Çetin

Afganistan… Cihadın, onurun, kardeşliğin, İslami uyanışın merkezi… Her karış toprağı şehid kanlarıyla sulanmış mübarek belde… Her sokağında İslam düşmanlarının mağlubiyetinin hatırlandığı ülke… Bu coğrafyanın saf ve temiz insanları çok acılar çektiler. Yüz binlerce insanı işgalci İslam düşmanları tarafından şehid edildi. Milyonlarca yetim ve öksüzlerin ülkesi Afganistan… Bu topraklarda bu mazlum ve mustazaf, bir o kadar da onurlu ve fedakâr Müslümanlara, dünyanın dört bir yanından, kalbi Allah için atan yiğit insanlar, yardıma koştular. Orada yükselen ve tüm dünyayı aydınlatan cihad ateşine; mallarını, terlerini, canlarını, kanlarını verdiler. Türkiye’den ilk kafile Bilal Yaldızcı’lar, Bahattin Yıldız’larla başladı. Türkiye’ye düşen ve hızla yayılan bu sevda, kısa sürede binlere ulaştı. Bu toprakların onurlu ve erdemli evlatları; mallarıyla, canlarıyla bu destansı cihada, yarım asırdır destek oldular. Bilal Yaldızcı, Bahattin Yıldız, Ebu Ducane, Ebu Ömer Turki, Tekiner Tayfur, Osman Özkan, Fatih Küçükali, Hasan Alpfidan, Recep Şahin, Ahmet Aldanmaz, Saad Ebu Furkan, gibi daha ismini yazamadığımız, bilmediğimiz nice kardeşlerimizi Afganistan’ın o bereketli topraklarına emanet ettik. Bir Müslüman’ın selameti için, tüm dünyayı karşısına alabilecek kadar cesaretli, kimseye boyun eğmeyecek kadar asil; tüm dünya Müslümanlarını, bağrına basacak kadar Ensar olan Afgan halkı, yakın tarihimize damga vuran, nadir halklardandır. Bu yiğit halkı minnetle ve gıptayla selamlıyor, mücadelelerinin yanında olduğumuzu, tüm dünyaya haykırıyoruz. Afgan Cihadında Türkiyeli Şehidler Türkiye Müslümanları her zaman olduğu gibi, nerede bir haksızlık ve zulüm varsa buna karşı durmuş, gerekirse o coğrafyalara ölümü göze alarak, yardıma koşmuştur. Bu, bizlerin imanının gereğidir. Bu bağlamda, gerek Afgan-Rus savaşında gerekse, ABD ve Koalisyon güçlerinin işgali esnasında, tüm dünyadan olduğu gibi, Türkiye’den de birçok duyarlı Müslüman, Afgan kardeşlerine yardım için cephelere koşmuştur. Bu kardeşlerimizden bazıları, gazi bazıları ise Şehid olmuştur. Türkiyeli Müslümanların, Afganistan cihadları sırasında verdikleri şehid sayısı, yüze yaklaşmıştır. Biz sadece isimlerine ve bilgilerine ulaşabildiğimiz kardeşlerimizin haberlerini ,sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Bize düşen bu şehidlerimizin geride kalanlarına bakmak ve onların mirası olarak, Afgan cihadına sahip çıkmaktır. Reel politikler, ülke ve şahıs çıkarları, bizi bu görevimizden alıkoymamalıdır. Yusuf Ensar Çalışkan AFGANİSTAN ŞEHİDLERİMİZ Şehid oluş tarihlerine göre ve şehadet tarihlerini tesbit edemediğimiz Afganistan şehidlerimiz: BİLAL YALDIZCI 25 Ekim 1987 Afganistan TEKİNER TAYFUR 10 Ocak 1988 Afganistan RECEP ŞAHİN 29 Eylül 1989 Afganistan FUAT ÇAĞLAR 1994 Tacikistan OSMAN ÖZKAN Eylül 2006 Kandehar FATİH KÜÇÜKALİ Aralık 2006 Raka AHMET ALDANMAZ Aralık 2006 Raka İRFAN ÇAĞRI Aralık 2006 Raka MEHMET BEYAZIT Aralık 2006 Raka EBU DÜCANE 26 Kasım 2009 Afganistan BAHAHDDİN YILDIZ 17 Mayıs 2010 Afganistan FARUK AKTAŞ 17 Mayıs 2010 Afganistan Dr. MEDENİ EKEN Temmuz 2011 AHMET ALDANMAZ EBU ABDURRAHMAN EBU FURKAN EBU ÖMER TÜRKÎ EBU YUSUF HASAN ALPFİDAN İRFAN ÇAĞRI SAAD EBU FURKAN

Afganistan Şehidleri

Ahmet Akıcı 17 Mayıs 1979 Çorum Çorum Devlet Hastanesindeki yakınlarını ziyarete giderken, bir öğrenci grbunun saldırıya geçmeye başlamasıyla, kamyonun altında kalarak ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede ebedi aleme göç eden, İmam Hatip Öğrencisidir Ahmet Akıcı. Ahmet Akıcı ve Ali Emre adlarındaki İmam Hatip Öğrencileri, Devlet Hastanesindeki yakınlarını ziyarete giderken, lisenin karşısındaki bir grup öğrenci yollarını kesmiştir. Siyasi eğilimleri sorulan öğrencilerden, Ahmet Akıcı Milli Selamet Partisi, Ali Emre ise devrimci eğilimde olduklarını söylemişlerdir. Ancak aynı grupun saldırıya geçmesiyle, yoldan geçen Hüseyin Çolak yönetimindeki, 10 AT 050 plakalı kamyonun altında kalarak, ağır yaralanmış kaldırıldığı hastanede vefat etmiştir. Cenazesi Bayat İlçesi’ne bağlı Toyhane Köyüne gönderilmesi sırasında geniş güvenlik önlemleri alınmıştır. Kaynak: Ergin Bulut / Kars - 3 Nisan 2012 Tarihinde gönderdi. Ergin Bulut'a Teşekkür Ederiz. Ahmet Akıcı ile ilgili Akıncı Güç Dergisi İlgili Sayfa

Ahmet Akıcı

Ahmet Aktaş 28 Ağustos 1978 Bursa 1954 yılında, Elazığ ili Ağın İlçesi Madanlı Köyü’nde doğdu. 1960’da ilk okula 6 yaşında girdi, 1964-65 öğretim yılında 11 yaşında bitirdi. 1965-67 yılları arasında iki yıl, Arapkir Kur’an Kursunda okudu. 1967-71 yılları arasında da, Malatya İmam-Hatip Lisesi’nde orta tahsilini yaptı. 1972-74 yılları arasında, İzmir İmam-HatipLisesi’nde okuyarak, lise tahsilini tamamladı. 1974-75 öğretim yılında üniversiteye hazırlandı. 1975-76 öğretim yılında, Bursa İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne girdi. Kısa zamanda, Bursa gençliğini etrafına topladı. Anadolu’dan gelen öğrencilere, ağabeylik yapardı. Anarşinin en hızlı zamanında, solcuların kalesi kabul edilen Soğanlı Mahallesi’ne taşındı. Orada Zincirlikuyu Akıncılar Derneği’ni kurarak, faaliyetine başladı. Solcular, O’nun kaldığı evin duvarlarına, her gece sloganlar yazarken, O ise bunları önemsemezdi. “Kalplere iman yazmak lâzım, duvarlar onların olsun.” derdi. Alimlerle görüşüp, konuåşmayı severdi. Afganistan işgal edilince yandı, tutuştu. Oraya gidip cihad etmek istiyordu. Oysa buradaki hizmeti, oraya gitmesini geciktiriyordu. Emr-i Bil-maruf görevini hiç bir zaman aksatmayan şehidimiz, bir Ramazan günü, alenen içki içen, küfürlerle hayvan kesimi yapan bir kasaba, tebliğ görevini yaparken, gözü dönmüş kasap, elindeki bıçağı Ahmedimizin kalbine sapladı. Şehidimiz, yazdığı notlarında sanki kendi geleceğinden söz ediyor gibiydi:“Bir gün kör bir kurşuna, serseri bir bıçağa hedef olursa; bu vucudum, biliniz ki inancımdan dolayıdır. Dünya için, dünyada bir tek düşmanım yoktur. Bu yolda gelecek ölümü, hayatımın her anında, yanımda hissettim. Bir arakadaş bildiğim ölümü. Siz de ey kardeşlerim! Ölümle yan yana dolaşmaktan korkmayın.” Şehidimiz Ahmet, islam davasındaki kararlılığı şu cümlelerle vurguluyordu: “Allah’a bütün içtenliğimle yemin ediyorum ki, sizinde belirttiğiniz gibi, islam adına mücadele etmeyi, hayatımın tek ve ilk meselesi kılmış insan, olmaya söz verdim.” Şehidimiz Ahmet Aktaş notlarının bir bölümünde, İslam’ı şu yönüyle anlatıyordu: “İslam bir cemaat dinidir. Toplumları dünya ve ahirette saadetle donatmak için konulmuş emirlerle doludur. İslam, huzurlu olmanın garantisidir.” Müslümanların o günkü yanlışlıklarını dile getiren paragrafında ise: “Müslümanlar bu günkü düzenin kurumlarını ıslah etmek suretiyle, kendi nizamını kurma mücadelesi verme yanlışlığından kurtulmalıdırlar.” Diyerek, inkılapçı çizgisini belirtiyordu. Şehidimiz İslamcı Gençliğin ve mücahidin sorumluğunu hatırlatırken de “Müslüman genç, cemiyetin içinde, etrafına kurtuluş nurları saçan bir cevher gibi olması, uranyum atomu gibi enerjisiyle, geniş alanlara te’sir etmesi gereklidir. Bulunduğu her müessesede varlığını, bir mücahide yakışır şekilde hissettirmelidir. Maddi zevklere sırt çevirmeyen kişi, mücahid olamaz.” diyordu. Şehidimiz Ahmet Aktaş, bir dönem notlarında kendisini sorgularken şunları zikreder: “Kimsesiz odalarda alıp ellerimin arasına başımı ağlasam, kendi halimle birlikte bütün insanların haline. Doyasıya ağlasam akan gözyaşlarımla yıkasam günahla kirlenen ellerimi, arınsam günahlarımdan, soyunsam benliğin en korkunç maskelerinden, bulsam özünü.” Bu arada da ecelden de söz etmeden duramıyor şehidimiz: “Bu gün ecel geldi! Bir gün daha müsaade etmeleri için yalvardım. Ve sana bir gün daha bağışladılar. Şimdi sen o günde olduğunu farzet.” Geçirdiği ömrünün kritiğini yaparken şunları kaleme almıştı: “Ömür yaş ve yıllarla sınırlansa ne olur ki, vazifenin bilincinde olmadıktan sonra, sınırsız ve sonsuz bir hayata gideceğini bilerek, geldiği dünyasını öbür yurduna hazırlık yapmadan gittikten sonra, dünyanın en uzun ömrüne sahip olsan ne olur sanki!” O şimdi Emir Sultan Mezarlığı’nda, görevini yerine getirmenin mutluluğu içinde, bizlerin yolunu aydınlatıyor. Sürdüreceğiz yolunu ey şehidimiz!

Ahmet Aktaş

Ahmet Aldanmaz Aralık 2006 Raka Afganistan’da 4 Türkiyeli Şehid Oldu Mehmet Beyazıt - Trabzon, Ahmet Aldanmaz - Şanlıurfa, İrfan Çağrı - Diyarbakır ve Fatih Küçükali - Trabzon İşgalci ABD askerleriyle, Taliban’a bağlı direnişçiler arasındaki çatışmaların, gün geçtikçe daha da şiddetlendiği Afganistan’da, son bir ay içinde 4 Türk direnişçi şehid oldu. ABD askerleriyle girdikleri çatışmalarda şehid olan, Türkiyeli direnişçilerin isimleri ve doğum yerleri şöyle: Mehmet Beyazıt - Trabzon, Ahmet Aldanmaz - Şanlıurfa, İrfan Çağrı - Diyarbakır ve Fatih Küçükali - Trabzon… Afgan direnişçilere önderlik eden, Fatih Küçükali’nin şehid olmadan önce kaleme aldığı vasiyetinde; İslâm topraklarında, ABD ve müttefiki olan Batılılara karşı verilen mücadelenin desteklenmesi yönünde, çağrı yapması dikkat çekti. Muş Vartolu Osman Özkan’dan sonra, son bir ay içinde Türkiyeli 4 Türk genç daha, Afganistan’daki işgalci ABD askerlerine karşı, Müslüman topraklarını savunurken şehid oldu. Afganistan’a gitmeden önce, İstanbul Haznedar’da oturan ve şiddetli çatışmaların yaşandığı, Raka Cephesi’nde önderlik yapan, Fatih Küçükali’nin de aralarında bulunduğu şehidler şunlar: Mehmet Beyazıt, Ahmet Aldanmaz, İrfan Çağrı… Mehmet Beyazıt ve Ahmet Aldanmaz’ın ailelerinin İstanbul’da oturdukları; İrfan Çağrı’nın ailesinin ise, Adana’da ikamet ettiği öğrenildi. “GEL ŞEHADET GEL...” 2 yıl önce Afganistan’a gittiği öğrenilen ve ABD işgal güçlerine, ağır darbelerin vurulduğu Raka Cephesi’nde, direnişçilerin önderliğini yapan Fatih Küçükali’nin, şehid düşmeden önce son sözünün, “Gel şehadet gel” olduğu kaydedildi. Küçükali’nin ruhunu teslim etmesine tanık ola, Türkiyeli bir arkadaşı, şehidin son dakikaları hakkında şunları söyledi: “15 kadar direnişçiyle, yabancı üste bulunan 600’den fazla ABD askerine karşı girdiğimiz çatışmada, attığımız havanların birisi, ABD üssü içinde patladı. Amerikalılar da, karşılık vermeye başladılar. Yoğun bombardımana rağmen, Fatih ve diğer direnişçiler mücadeleyi sürdürdüler. Önderimiz Fatih, ABD üssünden atılan bombalardan birinin vücuduna isabet etmesiyle, ağır şekilde yaralandı. Bombalar altında sürünerek, yanına gittim. Başını kucağıma yasladığım da bana; ‘İçim boşalıyor. Galiba şehid olacağım’ dedi. Daha sonra da, gökyüzüne bakıp gülümsedi ve 3 kez ‘Gel şehadet gel’ diye haykırdıktan sonra, ruhunu teslim etti.” “BİRLİK OLUN, DİRENİŞE DESTEK VERİN” Fatih Küçükali, şehid olmadan 1 hafta önce, kaleme aldığı ve şehid olması halinde ailesine gönderilmesini istediği vasiyetinde, Türkiyeli Müslümanlardan birlik olup; Irak, Afganistan, Çeçenistan ve Somali’deki direnişçilere destek olmalarını istedi. Şehid Küçükali, annesine yazdığı mektubunda ise, şöyle diyor: “Anneciğim, bu vasiyet senin eline geçtiğinde ben şehadete kavuşmuş olacağım. İnşallah seninle cennette buluşacağız. Seni çok, ama çok seviyorum. Fakat Allah Rasûlü’nü ve O’nun getirdiği İslâm’ı her şeyden çok seviyorum. Eğer şehid olursam, senden Afganistan’daki mücahidlerin zafere ulaşmaları için, sürekli dua etmeni ve mücahidlerin geride kalan hanım ve çocuklarıyla ilgilenmeni istiyorum. Özellikle yetimlerden şefkatini esirgeme...”

Ahmet Aldanmaz

AHMET ALİ ÖZKAN 17 Ekim 1979 İstanbul AHMET ALİ ÖZKAN ve BAYRAM BAYRAKTAR ŞEHİD EDİLDİ Tek suçları Müslüman’ca yaşamak ve İslam’ı hayata hâkim kılmak olan Müslümanlar, gün be gün saldırıya uğramakta ve şehid edilmekteler. Akıncı Bayram Bayraktar ve yanında çalışan 16 yaşındaki Ahmet Ali Özkan; 17 Ekim Çarşamba günü, komünistler tarafından şehid edildi. İstanbul Sağmalcılar semtinin Yıldırım Mahallesi’ndeki terzihaneyi basan ve 4 kişi oldukları bildirilen Komünist zorbalar; çalışmakta olan Bayram Bayraktar ve Ahmet Ali Özkan’ı yaylım ateşine tutarak şehid etmişlerdir. Hadiseden sonra katillerin kaçtığı iddia edilen Yengeç sokak’taki bir gecekondu; polislerin yaptığı bamsın sonucu yapılan aramada herhangi bir sonuç alınamadı. Şehidlerin cenazeleri, Çarşamba günü ilkindi namazını müteakip kaldırıldı. Damlayan her şehid kanı, mücadelemizi bir kat daha berraklaştırmakta ve mücadele azmimizi bir kat daha artırmaktadır.

Ahmet Ali Özkan

Ahmet Aydın 23 Nisan 1994 Diyarbakır 10 Ekim 1960 yılında Diyarbakır’a bağlı Dicle (Piran) İlçesi’nin Kırkpınar Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini Dicle’de, ortaöğrenimini de Diyarbakır’da yaptı. Daha sonra, Açıköğretim Üniversitesi’ne giren Ahmet Aydın, İslamî görüşünden ötürü, solcu öğrenciler tarafından kendisine yapılan baskılar sonucu okulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra iş hayatına atıldı.Assubaylık yaptığı süre boyunca, islami yaşantısı ve düşüncesinden dolayı defalarca sürgün edildi. Görev yeri sürekli değiştirildiğinden, bir çok müslümanla tanışma fırsatını elde etti. Değişik yerel gazetelerde, köşe yazarlığı yaptıktan sonra, 1993 yılında Hira dergisi’nde makale ve hiciv yazıları yazmaya başladı. En son 1993’te sürgün edildiği Siverek’teyken 5 Mart 1994’te malülen emeklilikten görevden ayrıldı. Hayatı boyunca, görüp şahid olduğu çarpıklıkları hicvetmede usta olduğu kadar, toplumsal hastalıkları irdelemede ve çözümlerini sunmada da örnek sayılacak bir yazarlık yeteneğine sahip idi. En son Hira Dergisi’nin Mart-Nisan 1994 sayısında “Otorite Kurmada Şiddet ve Korkunun Rölü” başlıklı yazısında, bölgede şiddet yanlısı güçlerin, otorite kurmada şiddetten başka yol tanımadığını ayrıntılı bir şekilde anatıyordu: “...Bölgede şiddet kol geziyor. Şiddete iman edenlerle, iman etmeyenler arasında, keskin bir çizgi var. Şiddeti tercih etmeyenler, bu gün mazlum konumundalar. Bazıları gözünde dün pısırık, korkak olan mazlumlar, bu gün İslam’ın varlığını yaşatma mücadelesi veiyor. Çünkü Kürt halkının pisikolojisinde, derin yaralar açan bu üçlü şiddet tezgâhı, gördüğü silaha boyun eğmeyi tercih edecek bir toplum oluşturma yolunda... Halk, gözü önünde işlenen cinayetlere ses çıkaramaz hâle gelmiş durumda... Kim kimi vurursa vursun, hiç kimse karışmaz ve el kaldırmaz. Sırasını bekleyen kurbanlık koyunlar gibi, hangi şiddet taraftarınca öldürüleceğini bekliyor. Haksızlıklara, zulme, baskıya boyun eğme anlayışı genel kabul görmüş durumda. Bu halin daha ne kadar süreceği ise, İslami mücadele erlerinin gayretlerine ve Allah’ın takdirine bağlıdır. Şiddet kullanarak korkutmayı ve itaat ettirmeyi benimsemiş olanların önünde şimdilik, mazlumlar engel olarak duruyor. Ancak, eğer mazlumlar bu işi hallledemezlerse, sıranın diğerlerine geleceği de kesin!..” Kalemiyle, şiddetin her türlüsüne, sürekli karşı çıkan Ahmet Aydın, 23 Nisan 1994 günü, şiddete iman etmiş zalimlerin silahlı ve bombalı saldırısında, şehadete kavuştu. Şehid Ahmet Aydın’ın Vasiyeti Alemlerin rabbi olan yüce Allah’a (cc) hamd-ü senalar; O’nun Rasülü Muhammed’e (sav), Pâk Ehline, güzide ashabına ve tevhidi yolu takip eden muvahhidlere, alimlere, şehidlere, mustaz’aflara ve kıyamete dek tevhid meş’alesini birbirine devreden mü’minlere selam olsun! Rabbimize ne kadar şükretsek azdır ki, bizleri müslüman olarak yarattı. Ailemizi islami bir aile yaptı. Doğan her insan, ölüme mahkumdur.Bu gerçek değiştirilemediğine göre, bize ve tüm kardeşlerimize düşen görev, Allah’a lâyıkı ile kul olmak, bu uğurda çalışmaktır. Ana ve babama derim ki; bu güne kadar olduğu gibi, bundan sonra da yapılacak olan, İslami çalışmalara destek olunuz. Bizlere olan sevginiz, ahiretimizi yok etmesin! Çünkü tarihte genç müslümanların önüne, hep aileleri mani olarak çıkmıştır. Sizlere düşen görev, Sümeyyelerin, Nesibelerin ve Yasirlerin fonksiyonunu yerine getirmektir. Bunun da mükâfaatını, inşallah görürsünüz. Kardeşlerime ve bacılarıma şunları tavsiye ederim: Şu anda, hepiniz birer aile kurdunuz. Bunu devam ettirin! Çocuklarınızı küçükken çalışmalara katın, merhametiniz eğitimlerine mani olmasın. Aile bireyleri olarak birbirlerinize saygılı, şefkatli olun. Birbirinizin libası olduğunuzu unutmayın. Hiç bir müslümana yakışmayan, klasik cahilî aile kavgalarına bulaşmayın. Küçüklere sevgi, büyüklere saygı da kusur etmeyin ki; toplum içinde saygınlıkla anılırsınız. Yengelerime şunu tavsiye ederim ki, ibadetlerine dikkat etsinler, kadın çalışmalarına muhakkak katılsınlar. Çocuklarınıza İslami terbiyeyi sizler vereceksiniz. Bu konuda azami dikkati gösterin. Hanım ve çocuklarıma gelince, insan fanîdir. Bakî olan Allah’tır. Yokluğumuza tevekkül edin ve bol dua edin. Benden sonra sakın cahilî hayata dönmeyin! İslami çalışmalara benden sonra daha da dikkat edin. Acınız sizi davadan uzaklaştırmasın. Hanım ! Çocuklara yardımcı ol. Onların islami hareketlerine mani olma. Özellikle bir şehid annesi olmayı arzula ! Abdullah ve Betül!... Sizler de büyüdüğünüzde beni Allah’ın ve kullarının yanında utandırmayın. Size yüklenen misyona lâyık olun. Zamane gençleri olmayın. Mus’abları, Zeyneb’i, Hüseyin’i örnek alın. İslam Devleti’ni ve onun Aziz İmamı’na ihanet etmeyin. O’nun emirlerine itaat edin. Tüm aile bireylerine söylüyorum: Dünyadan ayrılışım inşaallah şehadetle olur. Ancak ecelle ölüm de olsa, bu vasiyetime dikkat edin. Aranızdan ayrılmamdan dolayı, cahiliyenin yaptığı gibi, saç, baş yolmayın. Allah’a isyan etmeyin. Bilakis, şehadetse sevinin, ecelle ölüm ise dua edin. Sabırlı olun. Çünkü bizler; “Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz”. Şunu unutmayın: Bir şehid 40 kişiye Allah’ın izniyle şefaat edecektir. Şehid olursam buna dikkat edin. Sabır vetevekkülünüzle diğer şehid ailelerine örnek olun. Ali’nin düğünü nasıl örnek olduysa, bu da benim düğünümdür, yine örnek olsun. Ya Rabbi ! Bizler, İslam binasının yükünü çeken moloz siyah taşlara talibiz. Bizi bu taşlardan kıl ki, çocuklarımız İslam binasının gözüken kısmı olsunlar. Ya Rabbi, bize merhamet et, bizi rahmetinle affet. Razı olduğun kullardan kıl! Emenetimizi yerine getirmemizde bize yardımcı ol. Bize şehadet nasib et ! Mumain olan nefisten kıl bizi Ya Rabbi. Müslümanlara yardım et ! Birbirlerine merhametli olmalarını sağla. Dünya istikbarını kahret. Müslümanlara kuracakları tuzaktan dolayı bizleri uyanık kıl. Bizlere zaferini nasib et. Velhamdülillahi Rabbi’l Alemin....

Ahmet Aydın

Ahmet Demirer Bosna'da bir Evde AHMET DEMİRER: Ekim 1992-Travnik Ekim ayının son haftasında Bosna’da cihad eden Türkiye’li mücahidler, 6. şehidlerini de verdiler. İki aydanberi Bosna cephelerinden Travnik’te cihad eden kardeşimiz Ahmet Demirer, Sırpların bir havan saldırısı sırasında, aldığı şarapnel yaraları ile şehid oldu. Şehidimizi yanında bulunan üç kardeşimiz de, yaralanarak tedavi altına alındılar. Şehid Ahmet Demirer ve arkadaşlarının Bosna’ya Avusturya’dan geldikleri bildirildi. Şehid Ahmet Demirer’in aslen Amasya’nın Taşova İlçesi’nden olduğu, İstanbul Küçükçekmece’de oturan ailesinin geçim sorumluluğunu, İmam Hatip öğrencisi iken, babasının vefat etmesinden sonra, üstlendiği, yaşlı annesinin ve altı kızkardeşinin bulunduğu, arkadaşları tarafından ifade edildi. Ahmet Demirer’in şehadetinden sonra, Travnik’te defnedildiği bildiriliyor. Şehidin cenaze namazı Travnik’te, gıyabi cenaze namazları da ,1 Kasım 1992 Pazar günü Viyana ve İstanbul Fatih Camii’nde kılındı. Not: Ahmet Demirer'in Kabri Travnik'te Şehid selami'nin Kabri'nin 50 m. kadar yakınında bir cami avlusundadır. (M. Ali Tekin) Şehid Ahmet Demirer'in Travnik'deki Kabri Başında Dua Eden Sağdaki 28 Aralık 1992-İlyaş Şehidi SAİD BAŞER Ahmet Demirer'in Kabrini 1997 yılında Ziyarette

Ahmet Demirer

Ahmet Güner 1 Ekim 1993 Malatya 1 Ekim 1993 tarihinde, Malatya Merkez Ziyapaşa Camii imamı Ahmet Güner, şehid edildi. Yatsı namazı çıkışında, üç kişinin saldırısına uğrayan A. Güner, kalbine, boynuna ve karaciğerine aldığı bıçak darbeleriyle, hayatını yitirdi. 4 Çocuk babası olan şehidin, bir süre önce, 33 müslümanın katledildiği Erzincan Başbağlar nufusuna kayıtlı olduğu, bu katliamda bir çok yakınını yitirdiği öğrenildi. Zaferin Muştusu Bir Şehid Daha: Büyük İmam Ahmet Hoca Allah’ın birliği; birliğinin çiğnendiği bir ülke şartlarında en güzel şekilde insanlara ilan ve izhar eden, “O’ndan başka ilah yoktur” derken, sesiyle putların her çeşidinin zevale mahkum olduğunu ısrarla belirten, gerçek Tevhid’in mahiyetini, imamların ellerine tutuşturulmuş yazılarla değil, bizzat Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden açıklayan bir hoca: Ahmet Güner Hoca... İnşaallah “Kıyamet günü boyu en uzun kimseler müezzinler olacaktır” Hadisine mazhar bir şehid. Efendimiz (sav): “Ebu Said-i Hudri (!) ben senin koyunları ve çölü çok sevdiğini görüyorum. Koyun sürüsünün başında, ya da çölde iken, namaz kılmak üzere ezan okuyacağın zaman, yüksek sesle oku. Çünkü, ezan verenin sesini, uzaktan yakından duyan insanların, cinlerin ve cansız varlıkların tümü, kıyamet günü onun lehinde şahidlik edeceklerdir.” buyurarak, ömrünü biz gafletli insanların, gafletle uyuduğumuz uykularımızdan, adeta ruhlarımızın ihyasına vesile olan ezan ile, bizleri namaza kaldıran bu şehidimize, bizler de kıyamet günü şahidlik edeceğiz. Efendimiz (sav): “Ey Ebu Bureyde (!) karanlıklarda uzun yol yürüyerek camiye gitmeyi huy edinen kimseleri, kıyamet günü, nurların en parlağı ile müjdele.” Evet... Günlerden en güzel bir günde, mukaddes görevini yani, hutbesini vererek, cemaate gerçekleri beyan edip, bayram (cuma) günü namazlarını kıldırarak, ta yatsı ezanına kadar, mü’minlerin bayramında onları namaza davet ederek, imamlığını, müezzinliğini yaptığı camiinin avlusunda merhametsiz, hunharca “Fi sebilillah (Allah yolunda) katledildi”, şehadete kavuştu. ( İnşaallah) Rabbim bizlere de nasib eylesin, şehadetin derecelerine girmeyi değil bizatihi elbisesiyle gömülen şehidlerden bizleri de kılsın. “Onlar için rabbleri katında ancak selam vardır” “Siz Allah yolunda öldürülenleri, ölüler zannetmeyin. Bilakis onlar diridirler, siz bilmezsiniz.” Belki hocamızın dünyada sesini susturmayı başardılar. Ama bilmiyorlar ki, şehadeti dahi beş vakit değil, her vakit okunan ezan gibidir. Ve şehadeti, ezanından daha etkilidir ruhlara.. Şehadeti bir derstir sahte imamlara. Ve bu gibi nice şehidlerimizin, şehadet haberleri, Allah’ın hükümlerinin hakim olduğu günün çok yakın olduğu müjdesidir. Bilmiyorlar ki biz: “Saçlarım adedince başım olsa, bu davaya feda ederim.” diyenlerdeniz. “Küfrü yok etmedikçe, mücadelemiz bitmez” diyenlerdeniz. Biz, Hz. Hamza’nın bayrağı altında toplanmaya aşığız. Sevdamız “O” davamız “O”. İki dünya saadetimiz “O”, O’ndan gayrisine alakamız yok bizim. Allah’ım (!) davamızın hakimiyetinde bizleri de hizmetkâr kıl ve davamızın hakim olduğu o günde, bayram namazlarının ezanını, şehid müezzinlerimizle beraber okut (amin).

Ahmet Güner

Ahmet Güzelsoy 21 Nisan 1980 Ankara Ankara’da Bir Akıncı Şehid Edildi Ankara Bürosu Saimekadın MSP Mahalle Temsilcisi Ahmet Güzelsoy, önceki gün komünist militanlar tarafından şehid edilmiştir. Saimekadın’daki kasap dükkanına sabah saat 10 sıralarında, müşteri gibi gelen üç kişiden ikisinin silahlı saldırısına uğrayan Ahmet Güzelsoy, beynine sıkılan kurşunlar sonucu, olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Şehid Ahmet Güzelsoy’un cenazesi, dün öğle nemezğnğ müteakip Hacıbayram Camii’nde kılınan cenaze namazını müteakip defnedilmiştir. Olay, inananlar arasında nefretle kınanmış, MSP Genel Başkanı Erbakan, Güzelsoy’un babasına bir telgraf göndererek başsağlığı dilemiştir. Ayrıca MSP Gençlik Teşkilatı ve Akıncılar Derneği genel başkanları da birer mesaj yayınlayarak, olayı nefretle kınamışlardır. 24 Nisan 1980 Tarihli Milli Gazete GÜZELSOY'UN ŞEHİD EDİLMESİNE TEPKİLER BÜYÜYOR Son günlerde, özellikle İstanbul ve Ankara’da Akıncılara karşı saldırılarda artışlar olurken, bu planlı saldırıların çoğunun ölümle neticelenmesi, büyük tepkilere sebep oldu. Son olarak Ahmat Güzelsoy’un şehid edilmesi üzerine, çeşitli Milli Görüşçü kuruluşlar, bu saldırıları kınadılar ve Ahmet Güzelsoy’a Allah’tan rahmet dilediler.Bu arada MSP Genel Başkanı Profösör Erbakan da, Ahmet Güzelsoy’un babasına bir telgraf göndererek, saldırıdan duyduğu üzüntüyü belirtti, saldırıyı lanetledi. Şehide, Allah’tan rahmet dilerken, yakınlarına taziyelerini sundu. Güzelsoy’un Babasının Mesajı Öte yandan Ahmet Güzelsoy’un babası Nadir Güzelsoy, saldırı ile ilgili olarak bir açıklama yayınlayarak, saldırganları ikaz etti. Nadir Güzelsoy mesajında şöyle dedi: “Gayr-i İslami düzenin şaşkın ve zavallı insanları, ilkel kavimlerden ilkel, kötülükler üstü kötülüklerde karar kılmış sapık yolun yolcuları; 21 Nisan 1980 Pazartesi günü, saat 10.00’da Saimekadın Hürel Mahallesi’ndeki kasap dükkanında, tabanca kurşunu ile şehid ettiğiniz oğlum Ahmet Güzelsoy’u öldürdüğünüzü ve O’nun şahsında inanan insanları sindireceğinizi sanıyorsanız; yanılıyorsunuz, aldanıyorsunuz. Mevla-i Zülcelal Hazretlerinin, açık ve sarih beyanı vardır. Şehidler ölmezler, onlar ancak mertebelerin en ulvisinde, ilelebed yaşayacaklar. Böylesine ulvî bir makama giden yoldan da, inanan insanlar korkmazlar. O yolda ancak yarışırlar. Bir şehid babası olarak, sizlere sesleniyorum, Ahmet Güzelsoy’a sıkılan her kurşun, inanan insanları şahandıracak, coturacak, engel tanımaz kükreyen bir sel hâline gelmesine vesile olacaktır. İşte o zaman sizler de, sizleri berer kukla misali, perde arkasından oynatanlar da, dere kenarındaki kırıntılar gibi, yok olup gideceksiniz. 25 Nisan 1980 Milli Gazete Son Sayfa: 22 Nisan 1980 Tarihli Akşam Gazetesi Ahmet Güzelsoy Haberi: Ankara’da Sağ Eğilimli Bir Kasap Öldürüldü Ankara Ankara Saimekadın Ören Mahallesi’nde, dün saat 11.00 dolaylarında, 2 kişinin silahlı saldırısına uğrayan Ahmet Güzelsoy olay yerinde ölmüştür. Ören Mahallesi’nde 439 numaralı “Kemaliye Kasabı”na gelen 2 kişi …… yerinden yaya olarak kaçak 2 kişinin eşkalleri belirlenmiş, yakalanmaları için çalışmalara başlanmıştır. Sağ eğilimli olduğu belirlenen Maktul Ahmet Güzelsoy, karşıyaka Morgu’na otopsi için kaldırılmıştır.

Ahmet Güzelsoy

 
Western Dünyası